COĞRAFYA

GENEL DURUM

      Malatya; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Havzasında ve Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van çöküntü alanının güneybatı ucunda yer almaktadır. Çevresini doğuda Elazığ ve Diyarbakır, güneyde Adıyaman, batıda Kahramanmaraş, kuzeyde Sivas ve Erzincan illeri çevirir.

il topraklarının yüzölçümü 12.313 km2. olup, 35 54' ve 39 03' kuzey enlemleri ile 38 45' ve 39 08' doğu boylamları arasında kalmaktadır. Malatya, Sultansuyu ve Sürgü çayı vadileri ile Akdeniz'e, Tohma vadisi ile İç Anadolu'ya, Fırat vadisi ile Doğu Anadolu'ya açılarak bu bölgeler arasında bir geçiş alanı oluşturur.

JEOLOJİK YAPI

       Malatya il alanı, Alp kıvrımlaşması sonrasında şekillenmiştir. Daha sonra III. Jeolojik zamanın sonuyla IV. zamanın başlarında ortaya çıkan tektonik hareketler sırasındaki kırılma ve kıvrılmalarla kimi kesimleri yükselmiş ya da çökmüştür. İl alanında çok şiddetli aşınmalar olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur. Başta Malatya ovası olmak üzere ilin diğer ovaları bu gelişmelerle ortaya çıkmıştır.

Bu nedenlerle il alanında III. zaman yaşlı kalker ve konglomeralar, volkanik küller çok yaygındır. Malatya ovası, yükseltileri 1500 metreyi aşan dağ sıraları ve platolarla çevrili, geniş bir çöküntü alanıdır. Yükseltisi 915950 metre arasında değişen bu çöküntü alanının kuzeyi beyaz ve yeşil marnlarla kaplıdır. Bu oluşumların üzerinde kuzeye eğimli göl kalkerleri yer alır. Ovanın kuzey doğusunda ise kuzeybatı yönüne doğru uzanan andezit lavları ile tabakalaşmış beyaz ve yeşil marnlar göze çarpmaktadır. Çöküntü alanının güneyi III. zaman eosen kalker serileri ile örtülüdür. Kuzeye doğru eyimli bu yapı, il merkezinin güneyinde mikaşistlerle tabakalaşmış, mermerleşmiş, kalkerlere dönüşür. İl merkezi ile Malatya dağlan ve Fırat vadisi arasındaki alana IV. zamanda taşınarak oluşmuş eski alüvyonların altında III. zaman yaşlı gabbrove granodiyoritler uzanmaktadır. İl alanının güneybatı ve batısında III. zaman neojen kalkerleri egemen durumdadır. 5060 metre kalınlıkta yatay tabakalar oluşturan aynı yaştaki konglomeralar Tohma, Sultansuyu ve Kuruçay vadilerine doğru sokulurlar.

TOPRAKLAR

      Malatya'da hemen hemen tüm büyük toprak türlerine rastlanır. Büyük kesimi dik evim, sağlık ve erozyon nedeniyle sorunlu olan bu toprakların başlıcaları ve özellikleri şöyle sıralanabilir.

İl alanında değişik yaşlı kireç taşlarının üzerini koyu, organik madde yönünden zengin kahverengi orman toprakları kaplar. Bu olgun topraklar, hafif eğimli kesimlerde kalın, daha eğimli kesimlerde ise ince tabakadır. Bu topraklar yükseltinin 10002000 metre arasında değiştiği ve yıllık yağış ortalaması 7800 mm'nin üzerinde olan alanlarda yayılır.

Yağış miktarının yeterli olmasına rağmen, ayrışmaya dayanıklı ve yüzeye paralel olarak uzanan kireçtaşı tabakası, derin toprak oluşumunu engellemektedir.

Malatya dağlarının batı kesimlerinde, değişik şistlerle başkalaşım serileri üzerinde ve orman örtüsü altında kireçsiz kahverengi orman toprakları oluşmuştur. Bu olgun toprakların yapısında serbest kireç yoktur. Topraklar daha eğimli kesimlerde yarı olgun durumdadır. Ayrışma ve organik madde birikimi ile oluşmuş üst toprak dışında pek tabakalanma da yoktur. Bu toprakların yayılım alanında yıllık yağış ortalaması 600 mm'nin üzerindedir. Doğal örtüyü yapraklı ağaçlardan meşe, ibrelilerden bodur ardıçlar ve kızılçamlar oluşturur, ilde orman kuşağından kurak kuşağa geçişte volkanik oluşumlu alanlar, yer yer kireçsiz kahverengi tapraklarla örtülüdür. Bu olgu topraklar, aşınınım pek şiddetli olmadığı kesimlerde de hayli derindir. Yayılım alanında yıllık ortalama yağış 400 mm dolayındadır. Doğal bitki örtüsü alan bakımından olmasa da, nitelik açısından ildeki en önemli toprak grubu alivyonlu topraklardır. Malatya ovası ve bu ovanın devamı durumundaki düzlüklerle Fırat, Tohma, Sultansuyu, Sürgü ve Kuruçay vadilerindeki taban topraklan alivyonlarla kaplıdır.. Bu genç topraklar akarsularla taşınarak yatay biçimde istiflenmiş maddelerden oluşmuştur. Birikinti maddelerinin taşındığı yüksek alanlar genellikle değişik yaşlı kireç taşlarından oluşmaktadır. Arada yer yer dış püskürükler görülür. Bu ne

denle bütün alivyonlu topraklar kireçlidir. Bu genç toprakların oluşumu için, özel iklim ve bitki örtüsü gerekmez. Kuru ve sulu tarla tarımı yapılan bu topraklarda, tahıl ürünleri sanayi bitkileri, meyve ve sebze yetiştirilmektedir.

İlde, ovaların çevresindeki az eğilimli alanlarda, yer çekimi ve küçük akıntılarla taşınarak yığılmış maddelrin oluşturduğu kolüvyol topraklar vardır. Alivyonlu topraklarda olduğu gibi yatay tabakalanma görülmeyen bu topraklarda genellikle kuru tarım yapılmaktadır. Bu topraklarda başta tarım ürünleri olmak üzere meyve yetiştirilmektedir.

ilde, bu toprak grupları dışında az bir alanda kırmızı Akdeniz toprakları hidromorfik alüvyol topraklar vardır. Ayrıca çıplak kayalıklar, ırmak kıyı kumulları ve ırmak taşkını yataklarına da rastlanır.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Dağlar

       İl alanının büyük bir bölümü, III. jeolojik devirdeki Alp kıvrımlaşması sırasında şekillenen Güneydoğu Toroslarının kolları, ilin güneyini doğubatı yönünde baştanbaşa kaplar. Güneyde daha düzenli sıralar oluşturan bu dağlar doğrudan Tohma suyu aracılığı ile ya da Fırat'a katılan çok sayıda akarsuyla sıkça parçalanmıştır.

Malatya'daki Dağlar

       Güneydoğu Torosları, Gaziantep Gölbaşı'nın kuzeyinde yer alan Kapıdere boğazından sonra çeşitli kollara ayrılır. Dağ kütlesinin güney kolunu oluşturan ve batı-doğu yönünde uzanarak Besni, Adıyaman ve Kâhta ile Malatya ovasını dolduran dağlara Malatya dağları adı verilir. Yüksek ve çok dalgalı olan Malatya dağları çeşitli yönlerde inen akarsularla parçalanmıştır. Bu sebeble Malatya dağlarında önemli düzlükler yoktur. Doğanşehir ovasının doğusunda düzenli sıralar oluşturmaya başlayan bu dağlar, Fırat vadisine kadar zaman zaman genişleyerek, zaman zaman daralarak uzanır. Malatya dağlan üzerindeki en önemli doruklar, batıdan doğuya doğru 2100 Korudağ, 2.424 Karakaya Tepe, 2.006 Becbel Tepe, 2.544 Beydağı, 2.150 Kelle Tepe, 2.306 metre yükselti Gayrık Tepedir.

Nurhak Dağlan

       Sultansuyu vadisinin batısında ve Kahramanmaraş topraklarından il alanına giren Nurhak dağları, Güneydoğu Torosları'mn kuzeye açılan kolunu oluşturur. Vadiye paralel olarak kuzeydoğu yönünde uzanan bu dağlar Tohma vadisi ile bölünür.

Aynı zamanda, batıya ve kuzeybatıya doğru açılarak, Tohma havzasını batıdan kuşatır.

Nurhak dağlan üzerindeki en önemli yükseltiler şunlardır. Derbent dağı (2.428 m.) Kepez dağı (2.140 m.) ve Kuşkaya Tepesi (1.922 m.), Akçadağ (2.013 m.).

Malatya ovası, Tohma vadisi, Darende ve Doğanşehir arasını bütünüyle kaplayan Nurhak dağları ve uzantıları, yeryüzü şekilleri bakımandan Malatya dağlarından değişiktir. Malatya ve Doğanşehir ovalarıyla, Tohma, Sultansuyu vadilerine göre yaklaşık 500 metre yükseklikte çok dağlı bir yeryüzü şekli oluşturan bu dağlar, genellikle volkanik kökenlidir. Bu dağlardan kaynaklanan akarsular, doğuda Sultansuyu'na doğru akarak derin vadiler oluştururlar. Yükseklik çağunlukla 2000 m'nin altındadır.

Akçababa Dağları

       Tohma vadisi ile Kuruçay vadisi arasında yer alan bu dağlar, Nurhak dağlarının kuzey doğuya doğru sokulan uzantıları durumundadır. Pek yüksek olmayan Akçababa dağları, kuzeybatı yönünde yayılarak geniş bir alanı kaplar. Genellikle çıplak olan bu dağlar güneybatıdan kuzeydoğuya doğru Kuyucakbaşı Tepe (1.734 m.), Akçababah Tepe (1.164 m.), Ahbaba Tepe (1.857 m.) ve Leylek Dağı (2.052 m.) dir.

Yama Dağı

         Büyük bölümü Sivas il alanında bulunan Yama dağı kütlesi güneye ve güneydoğuya doğru açılarak Malatya'nın kuzeyini bütünüyle kaplar. Batıda Kuruçay vadisine, güneydoğuda Fırat vadisine kadar uzanan Yama dağı ve uzantıları genellikle volkanik yapılıdır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Bu dağlar geniş, toplu ve yüksek bir kabartı oluşturmaktadır. Önemli doruklar dışında bu kesim, genellikle bir plato görünümündedir.

Bu sıranın en önemli yükseltileri    Arguvan'm batısında     1516     metre yükseltili Doyukan tepe, Kozdere'nin doğusunda 2.310 metre yükseltili Hasbek tepe ve Arapgir'in batısında  2.402 metre yükseltili Göl dağı'dır.

Bundan başka doğuda Venk ve Izollu dağları, Pütürge ile Izollu arasında Şakşak, Pütürge'de Kubbe, Akdoğan; Arguvan-Arapgir arasında Çangal Aynaca, Eğerli; Hekimhan yöresinde Demirli, Kızılhisar, Zürbehan; Darende yöresinde Hezanlı, Ademkıran, Alidede, Heyik, Kuduz, Beynamaz dağı; Yeşilyurt yöresinde Karadağ, Karataş, Keklicek, Akseki dağları ile; Akçadağ yöresinde Öğlekayası, Kartal Kaya ve Kurugöl gibi dağlarla tepeler vardır.

PLATOLAR

       Malatya il alanında platolar çok geniş yer tutar. Genellikle kalker yapılı olan dağlar, hızla aşınarak orta ve yüksek platolara da dönüşmüştür. Volkanik hareketler sonucu çıkan lavlar dalgalı yapıyı düzleştirerek geniş düzlüklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Güney Platoları

       Malatya dağları üzerinde sıralanan platolardır. Burada, dağlar yüksek ve düzenli sıralar oluşturduğundan kuzey ve batı yamaçlarında çeşitli yükseltilerde alt alta, ya da yan yana dizilmiş platolar vardır. Bu platolar su kaynakları bakımından zengindir.

Batı Platoları

        Batı platoları, güney platolarına göre daha alçak yükseltide olup, yükseltileri 1500 metrenin üzerine çıkmaz. Yörede dağlar, düzenli sıralar oluşturmayan tek tek kütleler durumundadır. Tohma suyu ve kolları ile parçalanmış ve oldukça derin vadiler arasında sıralanan platolar, genellikle kuru ve çıplaktır. Bu platolar Aygörmez ve Kepez dağlarından, Tohma vadisine, Akçababa dağlarından Tohma ve Kuruçay vadilerine doğru yükselti kaybederek sıralanır.

Kuzey Platolar

        Malatya'nın en önemli platolarıdır. Yama dağının eteklerinde sıralanan ve Yama Platoları adıyla da anılan yüksek düzlükler Fırat vadisine doğru ilerler. Kuzey platolarının, Sivas sınırlarına yakın kesimleri daha geniş ve düzdür. Bu sebepten buradaki platolar daha küçük ve değişik yükselti basamaklarına dizilmiş taraçalı bir yapıdadır.

Vadiler ve Ovalar

         Malatya il alanında vadilerin önemi büyüktür, ildeki bütün vadiler Fırat ana vadisine açılmaktadır. Bunlardan özellikle Tohma vadisi, yan vadileri ile geniş bir ağ oluşturur. Bu vadilerin tabanları Fırat vadisine yaklaştıkça genişler ve ilin önemli ovaları ortaya çıkar. Bu vadilerin büyük bir bölümü günüümüzde Karakaya Baraj Gölü alanında kalmıştır. Öbür vadiler de yer yer genişleyerek çeşitli yükselti basamaklarında sıralanan büyüklü küçüklü düzlükler oluşturur.

BAŞLICA OVALAR

         Malatya Ovası, Doğanşehir Ovası, İzollu Ovası, Mığdı Ovası, Sürgü Ovası, Akçadağ Ovası, Yazıhan Ovası, Mandara Ovası, Çaplı Ovası, Distrik Ovası ve Erkenek Ovalarıdır.

Malatya Ovası

        Tohma, Sultansuyu ve Fırat vadileri arasında kalan çok geniş bir alanı kaplar. Ortalama yükseltisi 900 m. olan bu geniş düzlük, kademe kademe yükselen ve 1500 m. ye kadar çıkan platolarla, yüksek dağlarla çevrilidir. Ovanın yüzölçümü 830 km2'yi bulur. Batı-doğu yönünde uzanan Malatya Ovası bir çöküntü alanıdır. Akarsuların alüvyonları ile dolması sonucu oluşmuştur. Akarsuların taşıdığı bu genç dolgu maddelerinin kalınlığı 50 ile 100 metre arasında değişmektedir. Dolgu tabakasının kalınlığı, ovanın kenarlarına doğru incelir.

Ova genellikle düzdür. Ancak çevreden inen küçük akarsuların vadilerinde derinlik 60-100 m.ye ulaşır. Böylece hafif dalgalı bir yapı oluşmuştur. Malatya Ovası, kalın bir toprak tabakası ile kaplı olup, verimlidir. Çok geçirgen olduğundan su tutmaz ve çabuk kurur. Bu nedenle, tarımsal üretim açısından sulama son derece önemlidir. 1975'de Tohma üzerinde yapılan Medik Barajı, Sultansuyu ve Beylerderesi'neden yararlanılarak bazı alanlar sulamaya açılmıştır.

Doğanşehir Ovası

         Tohma vadisine güneyden açılan Sultansuyu vadisinin her iki yanma sıralanmış, küçüklü büyüklü düzlüklerin tümüne birden Doğanşehir Ovası adı verilmektedir. Ova Suçatı'ndan sonra Doğanşehir'e doğru daralmaya başlar. îlçe merkezinde yükselti 1.250 metreye ulaşır. Sultansuyu ve kolları ovadan pek derin olmayan yataklarda akar.

İzollu Ovaları

        Malatya ovasının doğusunda Fırat nehrinin dar ve derin bir koridor   oluşturduğu Kömürhan boğazına kadar uzanan kesimindeki, irili ufaklı düzlüklere Izollu ovaları adı verilmektedir. Bunlar, Malatya dağlarından başlayarak kuzeydoğu yönüne uzanarak Karakaya baraj gölüne doğru açılan taraçalı düzlükler durumundadır.

Erhaç Düzü ile Arga ve Ören Yazıları

        Malatya ovasının batıya doğru uzantıları durumunda olan bu düzlükler yer yer dalgalı ovalardır. Sultansuyu vadisi ile Tohma vadisi arasında kalan üçgen biçiminde alanı dolduran bu düzlüklerin yükseltisi, Malatya ovasına göre daha fazladır.

Mandıra, Tafta ve Milli Yazıları

        Yarı ova nitelikli alanlardan Mandıra düzü, Sultansuyu ile Beylerderesi arasında; ötekileri ise, Beylerderesi doğusunda kalmaktadır. Malatya ovasının güney uzantıları durumundaki bu alanlar, daha yüksek ve daha dalgalıdır.

Mığdı Düzü

      Ayvalı, Tohma ile Hacılar Tohması vadilerinin birleşme noktasında yer alır. Darende'nin doğusunda ve güneydoğusunda geniş bir alanı kaplayan ovanın yüzölçümü yaklaşık 50 km2'dir. Ovanın orta kesimleri düz olup, kenarlara doğru yükselti artar ve dalgalı bir yapı ortaya çıkar. Genişleyen vadi tabanı akarsuların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu oluşan toprak, verimli bir durumdadır. Yeşil örtü, yalnızca su kenarlarında söğüt ve kavak ağaçlarından oluşur.

Fırat Vadisi

        Türkiye'nin en önemli vadilerinden birisidir. Çok derin ve sarp olan Fırat vadisi, keskin dirsekler çizerek uzanır. Sarplaşan vadi, bu yapısını Malatya topraklarında Söğütlü çayı vadisi ile birleşene kadar sürdürür. Bundan sonra vadi genişlemeye başlar. Akarsu, çok geniş bir yatakta akmakta iken zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar olurşutur. Göldağı ve Sarıçiçek yaylası hizasından sonra yapı birden değişir. Fırat vadisine doğru eğimli geniş oluklar ortaya çıkar. Bunlar, Tohma ve Kuruçay vadileridir. Fırat vadisinin bu yapısı, Malatya dağları nın doğu ucuna kadar sürer. Burada vadi yeniden daralır. 100 km. den uzun bir boğaza dönüşür. Kömürhan Boğazı adıyla anılan bu boğazdan sonra vadi, il topralarmın dışanı çıkar.

Tohma Vadisi

        Sivas topraklarından iki kol halinde başlayan Tohma vadisi, Fırat vadisine doğru geniş bir oluk oluşturur. Darende yanından bu kollar genişlemeye başlar. İlçenin doğusunda birleşir. Vadilerin birleşme yerinde geniş bir düzlük oluşur. Mığdı düzü adıyla anılan bu yüksek ovadan sonra vadi, biraz daralarak doğu yönünde uzanır. Sonra güneyden gelen Sultansuyu vadisi ile birleşerek birden genişler ve Fırat vadisine açılır. Genişleyen vadi tabanında, ilin en önemli düzlüklerinden Malatya ve Doğanşehir ovaları ile Erhaç düzü ve Yazıhan düzü sıralanmaktadır.

Kuruçay Vadisi

        Yama dağının batı eteklerinden başlayan vadi, başlangıç kesimlerinde pek derin değildir. Tohma vadisinde sıkça rastlanan sarp ve dar boğazlar yoktur. Bunun başlıca sebebi yöredeki, aşınarak yuvarlanmış yeryüzü şekilleridir. Ayrıca vadiyi aşan akarsuyun havzası küçük ve akıttığı su miktarı da azdır. Yine Kuruçay vadisi orta bölümünde biraz daralır. Daha sonra tabanı genişleyerek Tohma ve Fırat vadileri ile birleşir. Kuruçay vadisinde Ça-pıtlı yazısı ile Yazıhan düzü dışında ovalık alan yoktur.

Çapıtlı yazısı

         Kuruçay vadisinde, Hasançelebi yöresini kaplayan düzlüğe Çapıtlı yazısı denir. Akgedik diplerinden Hasançelebi'ye doğru uzanan bu yüksek ovanın boyu 20 km.yi geçer. Genişliği 10 km. ye ulaşır. Ova, genelde düz olmakla birlikte, yer yer hafif dalgalı bir yapıdadır.

Yazıhan Düzü

         Bu ova, Tohma ve Kuruçay vadilerinin Fırat'a açıldığı noktada yer alır. Malatya ovasından Tohma suyu ile ayrılır. Tohma suyunun kuzeyinde kalan ve Kuruçay vadi tabanını da kapsayan alanın bütününe Yazıhan düzü denilmektedir. Mayatya ovasına göre daha yüksekte kalan Yazıhan düzü su kaynakları kıt olduğundan kuru ve çıplaktır. Tohma suyu ova yüzeyine göre derinde kalmaktadır. Kuruçay ise yaz aylarında kurumaktadır.

BAŞLICA AKARSULARI

        İlimizin başlıca akarsuları; Söğütlü Çayı 17.5 km., Morhamam Çayı 22.5km., Kuruçay 67 km.Tohma suyu 52.5 km., Sultansuyu 21.5 km., Sürgü suyu 30 km., Beylerderesi 38 km., Mamihan çayı 10 km., ve Şiro çayı 37 km. dir.

Söğütlü Çay

     Göl dağının güney yamaçlarından başlayan bu vadi pek uzun değildir. Önce güneye, sonra güneydoğuya uzanarak Fırat'a açılmaktadır. Vadi yer yer genişleyerek büyük olmasa da tarım açısından önemli ovacıklar meydana getirmektedir. Bunların başlıcaları; Dişt-rik ve Arguvan yazılarıdır. Diştrik yazısı, Söğütlü çay vadisinden Mutmur bucağı vadisine doğru yayılan düzlüğe denilmektedir. Küçük bir ovadır. Uzunluğu ve genişliği 17.5 km.ye ulaşan ova, yer yer dalgalı ve taşlıktır.

Arguvan Yazısı: Söğütlüçay vadisi Arguvan yakınında genişler, burada uzanan düzlüğe Arguvan yazısı adı verilmektedir.

Sürgü Vadisi

        Göksu vadisinin başlangıç bölümünü oluşturan bu vadi, Karakaya tepenin güney yamaçlarında başlamakta, 20-30 km. aynı yönde uzadıktan sonra, önce batıya, sonra güneye ve güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek il dışına çıkmaktadır. Daha sonra Göksu vadisi adı altında Adıyaman topraklarını geçip Fırat vadisine açılmaktadır. Vadide ilin tarım bakımından önemli olan Sürgü ovası yer almaktadır.

Sürgü Ovası

        Malatya çöküntü alanının güneybatı ucunda yüksek bir ovadır. Genişleyen vadi oluğunun akarsuların taşıdığı alivonlarla dolması sonucu oluşan topraklar çok verimlidir. Sürgü çayı üzerine kurulan Sürgü barajından sulanmaktadır. Malatya ovasına göre daha yüksekte kaldığından kışlar biraz sert geçmektedir.

AKARSULARI

         Malatya ili, Fırat havzası üzerinde yer alır. Havzanın yukarı Fırat bölümünüde oldukça geniş alanı kaplayan il toprakları, yer üstü su kaynakları açısından hayli zengindir.

Fırat Havzası

         Türkiye'nin en büyük havzasıdır. Su toplama alanı 127.000 km2 dolayında olan havzanın yıllık ortalama su hacmi 28 milyar m3'ü aşmaktadır. Fırat havzasında 4.900.000 hektara yakın ovalık alan vardır. Bunun 1.700.000 hektar yer alan akarsuların en önemlileri Tohma suyu, Kuruçay, Fırat nehri ve Sürgü çayıdır.

Fırat Nehri

        Keban Barajı'ndan çıkan nehir Malatya'nın Elazığ ile sınırını oluşturacak şekilde güneybatıdan güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek akar. Önce Kuruçay'ı sonra Tohma suyunu alarak akan Fırat, zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar oluştururdu. Bu alan günümüzde Karakaya Baraj Gölü sahası içinde kalmıştır. Fırat nehri, Kömürhan mevkiinde Doğu Anadolu'nun en uzun ve en derin boğazlarından biri olan Kömürhan boğazına girerek akmasına devam edip, boğazdan sonra Malatya-Diyarbakır sınırını oluşturmaktadır. Diyarbakır Çüngüş ilçesi yakınlarında Karakaya Barajı kurulmuştur.

Tohma Suyu

        Malatya'nın doğu sınırını oluşturan Fırat nehrinden sonra ilin büyük akarsuyu Tohma'dır. iki koldan oluşmaktadır. En uzun kolu olan Ayvalı, Tohma çayı, Uzunyayla'dan diğer kolu olan Hacılar Tohması ise Tahtalı dağlarından doğar. Bu iki kol Malatya il sınırına girerek Mığdı üzerinde birleşip dar ve uzun Şuğul boğazından geçtikten sonra Malatya ovasından geçerek Fırat nehrine katılır. Tohma suyunun Şuğul boğazından kurtulduğu yerde Medik barajı kurulmuştur. Tohma suyu Malatya ovasından akarken kuzeyde Halavun çayı ile Epreme çayı, güneyde Dipsiz çayı, Sultansuyu, Beylerderesi Horata çayı ile Orduzu çayını alarak Fırat nehrine dökülmektedir. Bu sular Sultansuyu, Doğanşehir ve Malatya ovalarının sulanmasında önemli yer tutmaktadır.

Kuruçay

       Yama dağı batısından doğan Kuruçay, Hasançelebi, Hekimhan ve Fethiye'yi geçtikten sonra Eğribük yönünde Fırat'a katılır. Yaz aylarında suyu iyice azaldığından bu sudan pek faydalanılamamak-tadır.

Sürgü Çayı

       İlin güneybatı ucunu oluşturan Sürgü yöresinin sularını toplayan bu çay, Malatya yöresinin batı kesimlerinde yer alan Karakaya tepesinin güney yamaçlarından doğar. Sürgü çayı, Göksu ırmağının önemli bir koludur. Sürgü kasabasından sonra, Kapıdere'ye kadar batı yönünden akan çay sonra güneye döner. Burada, Göksu ile birleşen ve Göksu adını alan akarsu, doğuya dönerek Adıyaman il sınırına girerek Adıyaman il topraklarından Fırat'a katılır. Sürgü çayı üzerinde Sürgü barajı kurulmuş olup, bu barajdan geniş bir alan sulanmaktadır. Malatya'nın bu önemli akarsuları dışında ya doğrudan Fırat'a, ya da diğer büyük akarsulara karışan çok sayıda küçük çay ve dereleri vardır. Bunlar: Eğmir, Mircan, Göksu, Aksu, Şiro, Berenge, Söğütlüçay, Sazdere, Şotikdere, Kozluk Çayı, Yenice Çayı, Setrek Çayı, Arapgir ÇAayı, Davulga, Cevizlisu gibi irili ufaklı akarsulardır.

BARAJLAR

       İlimizde Sürgü, Medik, Polat ve Sultansuyu barajları olmak üzere 4 baraj bulunmaktadır. Polat ve Sultansuyu barajları sulama amaçlı, Medik Barajı Sulama + Elektrik amaçlı ve Sürgü Barajı da Sulama + Taşkın koruma amaçlı olarak inşa edilmiştir.

Sultansuyu barajı 1993'te hizmete açılmış olup, en yeni barajımızdır. 1996 yılında Çat barajının da hizmete açılması beklenmektedir.

GÖLLER

        Malatya'da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların kaynak alanlarında ve düşük yükseltiri plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı 5 gölet vardır. Bunlardan; Orduzu Sulama Göleti, Orduzu Zorbalı Sulama Göleti ve Hançayı II. Sulama Göleti, Malatya Merkezde, İsaköy sulama göleti Arguvan ilçemizde; bir sulama göleti de Darende ilçemizde bulunmaktadır.

Karakaya Baraj Gölü

      Malatya merkez ilçesinde 42, Pütürge ilçesinde 15, Akçadağ ilçesinde 2, Arguvan ilçesinde 6, Arapgir ilçesinde 2 köy olmak üzere toplam 67 köy göl alanı içerisinde kalmış olup, baraj gölü Malatya il sınırları üzerinde 150.875.583 m2'lik bir alanı kaplamaktadır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

       Malatya toprakları önemli bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden il alanının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı iken sonucu bu örtü zamanla yok olmuştur. Doğal şartlar ormanların kendi kendisini yenilemesini büyük ölçüde güçleştirdiğinden yer yer bozkırlar ortaya çıkmıştır.

îl arazisinin 367.253 hektarı (% 30)'u ormanlık ve fundalıklarla, 125.156 hektarı (% 10)'u ise çayır ve meralarla kaplıdır. îl topraklarının güneyini boydan boya kaplayan batı-doğu doğrultulu Malatya dağları, meşenin egemen olduğu bozuk nitelikli korular ve baltalıklar iyi nitelikli koru ve baltalıklara dönüşmeye başlar. Malatya dağlarının batı ucunda Sultansuyu vadisine bakan yamaçlarda Doğu Anadolu'da ortadan kalkmakta olan ibrelilerden kızılcıklara rastlanır.

Malatya dağları üzerinde yer alan platolar ile Malatya ovasına yakın kesimlerede yer alan yarı ova nitelikli düzlükler, zengin çayır otları ile kaplıdır. İl alanının güneybatısını kuşatan dağlar ve platolarda doğal bitki örtüsü hemen hemen ortadan kalmıştır. Daha çok meşelerden oluşan bozuk nitelikle orman kalıntılarından başka canlı örtüye rastlanamaz. Bu örtüye yer yer yabani meyve araçları ile kaynak ve vadi boylarında kavak ve söğütler katılmaktadır. Bitkisel üretim yapılan kesimlerde meyvecilik doğal örtüye göre daha yaygındır.

Malatya'nın kuzeyini kaplayan dağlar ise örtü bakımından Pütürge ve Doğanşehir yöreleri kadar olmasa da batıya göre daha da zengin sayılır. Bu yörelerede, çoğu bozuk nitelikli olmak üzere meşenin çoğunlukta olduğu yapraklı ormanlar vardır. Bu kesimde kalın bir toprak tabakası ile meyve ağaçları, söğüt ve kavaklıklar görülür.

 

 

[TARİH ÖNCESİ ] [HİTİTLER DÖNEMİ ] [MEDLER] [PERSLER] [ROMA] [BİZANS] [İSLAM] [SELÇUKLU]

[BEYLİKLER] [OSMANLI] [CUMHURİYET] [EVLİYA ÇELEBİ'DEN] [BATTAL GAZİ DESTANI]

MALATYA’NIN GENEL TARİHİ ve TARİH ÖNCESİ DÖNEM

MALATYA’nın TARİHİ

      Medeniyetlerin doğduğu Avrasya‘yı bir uçtan öteki uca kat edip Avrupa’nın batısı ile Asya ‘nın doğusunu birleştiren ve medeniyetlerin yayılma yolunu ifade eden eksen Anadolu ‘dan  geçmektedir. Avrasyanın bu uzun doğu batı ekseni boyunca toplumlar arası hareketlilik yoğun olarak hep olmuş, bu hareketlilik toplumsal rekabet , savaş ve göçlere sebep olmanın yanında aynı zamanda da toplumsal ve teknik yeniliklerin bu eksen boyunca yayılmasını sağlamıştır. İşte adeta medeniyetleri taşıyan bu eksen Anadolu ‘dan geçerken yoğunlaşarak (ve daralarak) Anadolu ‘yu medeniyetler köprüsü haline getirmektedir. Bu özellik  Anadolu ‘yu tarihin ilk çağlarından beri medeniyetler beşiği haline getirmiştir. Bu nedenle Anadolu’nun her taşı tarih kokan bir yer yüzü cennetidir.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de medeniyetleri buluşturan Yurdumuzun önemli kavşak noktalarından birinde de Malatya bulunmaktadır. Bu özelliği Malatya ‘yı tarihin her döneminde önemli kılmış ve dikkatleri hep üzerine çekmiştir.

Malatya, eski çağlardan beri Anadolu ve Ortadoğu 'nun geçit veren kavşak noktasındadır. Doğuda en eski ulaşım yolu; Malatya­  Sivas üzerinden Erzurum'a, oradan da Kafkasya'ya uzanan yoldur. Buna, KarasuAras yolu da diyebiliriz. Öte yandan Güneydoğu'ya, Malatya ve Diyarbakır üzerinden Mezopotamya'ya uzanan yol önemlidir. Malatya'dan doğuya doğru Murat, KarasuVan Gölü diğer tabii bir önemli yoldur. Diğer önemli bir yol ise Güneyden gelip Malatya'da düğümlenen Malat­yaKahramanmaraş arasında Torosların çok kesif göründükleri bir sahada, akış yönleri farklı vadilerin takip ettiği tabii bir koridor boyunca uzanmaktadır. Güneyde dağlar arasında açılmış bir başka yol, Adıyaman üzerinden Urfa'yı Malatya'ya bağlamaktadır.

Belirtilen yollar, Malatya'da birleşerek kuzeyde Kafkasya'ya, güneyde Çukurova, Mezopotamya ve Suriye'ye, batıda Ege sahillerine, doğuda İran ve uzak doğuya kadar uzanmaktadır. Bu yollar, Akad İmparatoru Sargon zamanından beri işlemekteydi. Hititler zamanında da işlemekte olan bu yoldan Hitit Krallarının geçerek Anadolu üzerindeki devletlerle savaştığı bilinmektedir. Hitit Kralı Şuppililiuma 'nın bu yoldan geçerek Aşağı Fırat boylarına indiği, dolayısıyla Malatya civarında Fırat Nehrini geçtiği kaynaklarca belgelenmektedir. Bu yolun KayseriKültepe 'den başlayarak, Gürün Darende Malatya Samsat üzerinden Urfa'ya vardığı buradan da ikiye ayrılarak Gargamış ve Halep'e, diğerinin de Nusaybin üzerinden doğuya Asur ve Babil'e gittiği tahmin edilmektedir. Mezopotamya ile Anadolu arasındaki ticaret ve kültür alışverişinin bu yol üzerinden yapılması, Malatya'nın tarihi ve kültürel önemini artırmıştır.

Antik çağlarda kullanılan yolların yanında, Roma döneminde ticaretle sınırların korunması amacıyla yeni yol yapımına geçilmiştir. Malatya'nın büyük bir askeri merkez olması sebebiyle Romalılar, askeri ve ticari amaçla kullanılan yollarını Malatya'dan geçirmişlerdir. Bu durumu, yol kenarlarına dikilen mil taşları doğrulamaktadır.

Bizans İmparatorluğu Roma yollarını aynı amaçla kullanılmıştır. Araplar, Bizans topraklarına yaptıkları akınlardan sonra geri çekilirken Kommagene ile Malatya arasındaki geçitten faydalanmışlardır. Türkler ise Fırat Nehri'ni Malatya yakınlarında aşarak Orta Anadolu'ya ulaşmışlardır.  

                                                          BAŞA DÖN

TARİH ÖNCESİ DÖNEM              

     Coğrafi konum itibariyle tabii yol üzerinde olan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa kadar indiği, Ansır (buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan anlaşılmıştır.

1979 yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamındaki İzollu mevkii Cafer Höyükte yapılan kazılarda, o yöre insanının Paleolitik mağaralardan çıkıp ilk defa ovada tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır. Cafer Höyük kazılarıyla, Malatya ve çevresinin M.Ö. 7000 yılında İskana başladığı anlaşılmaktadır.

19791986 yılları arasında kazıları sürdürülen PirotCaferhöyük çalışmaları sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan, beyaz kireçtaşından yapılmış küçük figürler, M.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün ışığına çıkarılan bu eserler halen Malatya müzesinde sergilenmektedir. Tarih kronolojisi'ni takip ettiğimizde, yörenin ana seramiği tek renk olup, ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır. Bu seramik yanında ithal malı Halaf tipi seramik örneklerinin Hekimhan, Kuyuluk, Hinso ve Arguvan Karahöyükte; Hassuna boyalı Seramik örneklerine ise Aslantepe, Değirmentepe, İsahöyük ve Fırıncıhöyük'te rastlanmaktadır. Aslantepe ve Değirmentepe kazıları, bölgedeki yerleşimin M.Ö. 50003000 yılları arasında Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir.

Değirmentepe ve Aslantepe'de çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret merkezi olduğunu belgelemektedir. Anadolu ile olduğu gibi, Kuzey Mezopotamya ve Suriye ile de Fırat Nehri yolu ile ticaret bu dönemde yapılmıştır.

M.Ö. 3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış, hamuruna ince kum karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe, Hasırcı, Fırıncıhöyük, Karahöyük, İsahöyük, Morhamam, Kösehöyük, İmamoğlu, Değirmentepe, Köşgerbaba ve Pirothöyük'te rastlanmıştır.

Eski tunç II. döneminde, M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine yörede yer yer rastlanılmıştır.

Eski tunç III. evrelerine ait elle yapılan, ateşle pişirilen seramikler Malatya bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup, üzerindeki süsler, geniş bantlar şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe, Değirmentepe, Pirothöyük'te rastlanmıştır. Aslantepe kazılarıyla 1992 yılında gün ışığına çıkarılmış ve M.Ö. 3200 yıllarına tarihlenen tapınak, bölgenin en önemli dini ve kültür merkezi konumuyla , Mezopotamya Kültürü ile çağdaş ve hatta Anadolu'nun ilk tapınak örneklerinden olarak tarih ve arkeolojiye ışık tutmaktadır.  

              BAŞA DÖN                  

HİTİTLER DÖNEMİ

Hititlerin Anadolu'da, M.Ö. 2000 yıllarının başında varlıklarını gösterdikleri Aslantepe'den çıkarılan bazı seramik örneklerinden anlaşılmaktadır.

M.Ö. 1750 yıllarında Kuşsara Kralı Anitta, Anadolu'yu tek bir yönetim altında toplayarak siyasi birliği sağlamıştır. Bu dönemde Malatya'nın, büyük bir ihtimalle, siyasi birliğe katıldığı sanılmaktadır. I. Hattusilis, Kuzey Suriye yolunu emniyet altına almış, yerine geçen oğlu I. Mursilis ise Anadolu birliğini Halep ve Babil seferlerinden sonra sağlamış. Malatya' nın bu krallar döneminde kuzey Suriye ile Anadolu arasında önemli yol kavşağında olması sebebiyle Hitit birliğine girdiği ve bir Hitit şehri olduğu kabul edilebilir. I. Mursilis, babası I. Hattusilis 'in gösterdiği, dış menfaatlerinin güneyde olduğu fikri üzerine hareket edip, Halep ve Bağdat'ı fethederek "Büyük Kral" unvanını aldığı Akad metinlerinde görülmektedir.

Hitit Krallarından Ammunas ile Huzziyas'tan biri döneminde M.Ö. 15. yüzyılda yer yer görülen isyanlar sonunda Hitit Birliğinin kuzey Suriye'deki egemenliği Mitanni Krallığının eline geçmiştir. Böylece, Malatya'da bu dönemde Mitanni eğemenliği altına girmiştir. Hitit Kralı Şuppiluliuma, M.Ö. 1450 yıllarında Fırat Nehrini geçerek bölgede yer alan Mitanni eğemenliğine son verilmiştir. Böylece Malatya'yı yeniden Hitit İmparatorluğuna kazandırmıştır. II. Mursilis, Muvatalli ve III. Hattusilis dönemlerinde Malatya, Hitit Merkezine bağlı kalmıştır

M.Ö. 1116-1096 yılları arasında bir Asur vesikasına göre, Asur Kralı I. Tiglatplaser Malatya üzerine yürüyerek kral Allumu'yu yenmiştir. Şehir halkını rehin alarak vergiye bağlamıştır.

M.Ö. 1200-1000 yılları arasında kavimler göçü sebebiyle Anadolu'da karanlık bir devir hüküm sürmüştür. Hitit İmparatorluğu, bu dönem sonunda tamamen ortadan kalkmıştır.

 Hititler'in torunları, M.Ö. 1000 yılından sonra varlıklarını şehir devletleri halinde sürdürmüşlerdir. Malatya, asıl önemini bu devirlerde almıştır. Hitit Devleti, bir takım küçük feodal krallıklardan teşekkül ediyordu. Bu derebeyliklerden birisi de Fırat Nehri'nin Malatya civarında yaptığı dirseğin içinde bulunduğu tahmin edilen Alşe Krallığı idi.

Geç Hitit döneminde; Malatya ve çevresinde özellikle lspekçur, Darende, Gürün, Aslantepe'de Geç Hitit dönemine ait kitabeler ve siteller bulunmuştur. Heykeller ve siteller Geç Hitit devrinin Malatya'da ne kadar geniş çevreye yayıldığını göstermektedir.

M.Ö. 1000 yıllarında Malatya, Kargamış Krallığı'na bağlı olarak varlığını sürdürmüştür. Gürün yakınlarında bulunan bir kitabeye göre "Sasa" adlı bir kimse Malatya Kralı olarak bilinmektedir. Asur Kralı II. Adad Nirari (M.Ö. 911-891) Kargamış'ı egemenliği altına alarak, Kargamış'ın Malatya üzerindeki hakimiyeti son bulmuştur. Asur Kralı III. Salmanassar (M.Ö. 858-824) Hilakku üzerinden Tabal'a burada 24 Tabal kralının takdim ettikleri haracı kabul etmiş ve dönüşünde Malatya üzerine yürümüş, Malatya Kralı Lalli'yi yenerek ağır vergi bağlamıştır. (M.Ö.835)

Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Malatya'nın tarihini Hitit Hiyeroglif kitabelerinden, Asur krallarının yıllıklarından ve Urartu kitabelerinden öğrenmekteyiz. Asur vesikalarında; Malatya adı Milid, Melid, Milidia, Meliddu şeklinde geçmektedir. Urartu kaynaklarında Melitea, Hitit Hiyeroglif Kitabesinde ise "Dana başı ve ayağı", ideogramları(düşünsel veya kavramsal yazı) ile temsil edilmiştir.[7]

Urartu krallarından lspuinis (M.Ö. 824­816) ile oğlu Menuas (M.Ö. 816-807) zamanlarına ait Palu kaya kitabelerinde Milid Kralı Sulumeli'yi mağlup ettikleri kaydı vardır. Fakat Malatya Kralı'nın bu yeni hakimiyete kolay kolay itaat etmediği anlaşılıyor. I. Argistis (M.Ö. 789-766) "Tanrı Haldi'nin sayesinde Hatti memleketlerine karşı sefer ettiğini ve Tuwate'nin oğlunun memleketini Melitea (Malatya)'yı zaptettiğini anlatmaktadır." Malatya kralları az sonra Urartu hakimiyetine karşı yeniden ayaklanmış, III. Sarduri (M.Ö. 765-733) de Melitea Kralı Sahu oğlu Hilaruwata'yı mağlup ederek, şehrini yağma ettiği anlatılmaktadır.

 

Urartu egemenliği, Asur kralı III. Tiglat Psaser'in tahta çakışına kadar devam etmiştir. Bu kral döneminde Malatya, M.Ö. 733'de yeniden Asur Krallığına haraç veren beylikler arasına girmiştir. M.Ö. 722 yılında Malatya Kralı Funzianu, Asur Kralı II. Sargon'a esir düşmüştür.

Bu tarihte Asur Kralının Malatya'yı egemenliği altına aldığı, bir isyan sonunda M.Ö. 713 yılında Malatya Kralı Tarhunaz'ı esir ettiği anlaşılmaktadır. Kralı halkı ile birlikte Asur'a, Basra'ya sürgün ettiği, Basra halkından bir kısmını da Malatya'ya getirerek yerleştirdiği bilinmektedir. Malatya'ya Asurlu bir kral atadığını ve emrine 150 savaş arabası, 1500 atlı, 20.000 yaya, 10.000 kalkan ve mızrak taşıyıcıları verdiğini II. Sargon'un kitabelerinden anlamaktayız. Buraya atanan kralın adı Mutallum'dur. Bu belgeye göre Malatya şehrinin o günkü nüfus ve büyüklüğü ile önemi gözler önüne serilmektedir.

Asur Kralı Sanherib (M.Ö. 705-681) döneminde Asur egemenliğinde olan Malatya, Asar Haddon (M.Ö. 681-669) zamanında Asur egemenliğinden çekilmiştir. Bundan sonra bölgede Med ve Perslerin hakimiyeti görülür.

BAŞA DÖN

MEDLER DÖNEMİ

Asurbanipal'ın (M.Ö. 669-631) ölümünden sonra, Asur'un ihtişamlı devri uzun süre devam etmedi. Bu arada Med'ler, Keyaksar'ın (M.Ö. 625-585) idaresinde güçlü bir devlet kurmuşlardır. Asur egemenliğinde bulunan Babil prensliği de hürriyetine kavuşmak istiyordu. Babil prensliğinin başında bulunan Nabupolassar, Asur aleyhine Med kralı Keyaksar ile bir anlaşma yapmıştır. Aynı zamanda Kimmerler'de Med'lerle anlaşarak ittifak halinde harekete geçtiler. Bu kuvvetler, M.Ö. 612'de büyük bir saldırı ile Asur toprakları, Medlerle Babilliler arasında paylaşıldı. Anadolu toprakları, Kızılırmak nehrine kadar MedIerin payına düştü. Batı Anadolu'da bulunan Lidya devleti Medler'in Doğu Anadolu'da ilerleyişini endişe ile takip ediyorlardı. M.Ö. 590 yılında Malatya civarında Fırat Nehrini geçen Med ordusu Kızılırmak nehri yakınlarına kadar olan toprakları ele geçirdi. Med kralı Keyaksar ile Lidya kralı Alyattes'in orduları M.Ö. 585 yılının 28 Mayıs'ında Kızılırmak Nehri kıyısında karşılaştılar. Savaş esnasında güneş tutulması meydana geldiğinde her iki taraf, bunu uğursuzluk sayarak savaşa son verdiler. Kızılırmak, iki taraf arasında sınır olarak kabul edildi. Böylece Malatya bölgesi Medler'in hakimiyetine geçmiş oldu.

Med devleti, askeri güce dayanan militer bir devletti. İstila ettiği bölgelerde kalıcı bir yönetim sağlayamıyordu. İran'ın güneybatı yaylalarında yaşayan Perslerin Ahameniş soyundan gelen II. Kiros, Med yönetiminin içine düştüğü çelişkilerden yararlanmaya kalkıştı. Med kralı Astiyağ'ın (M.O. 584-550) ordularını bozguna uğrattı. Kısa sürede Kızılırmak Nehrinin doğu kıyısına kadar bütün Anadolu'ya egemen oldu. Böylece Malatya yöreleri de Perslerin eline geçti.

BAŞA DÖN

PERSLER DÖNEMİ

Pers kralı I. Dareios (Daryus), (M.Ö. 522-485) ülkesinde düzenli bir yönetim kurmak amacıyla ülkeyi 127 vilayetten oluşan 23 büyük Satrab'lığa ayırdı. Malatya bölgesi, merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapadokya büyük satrablığına bağlandı. Malatya yöresinde Med ve Pers egemenliğini yansıtan anıt eserlere rastlanmamıştır. Bölge ekonomisinin can damarı olan Mazaka-Malatya arasındaki yol, bu dönemde önem kazandı. Malatya; İran yaylasını Akdeniz'e bağlayan ulaşım yolu üzerinde sosyal ve ekonomik ilişkilerin düğümlendiği doğu ile batı arasında bir kent oldu.

Malatya, M.Ö. 4. yüzyılda Makedonya Kralı İskender ‘in Anadolu'yu ele geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu'ya yayılmasını sağladı. Malatya, bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.

İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun komutanları ve satrabları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine ilk önce, İskender'in Kapadokya Satrabı Evmenes sahip çıktı. Ancak, Evmenes M.Ö. 315'de komutan Antigonos'a yenildi. İskender'in Babil satrabı Selevkos, uzun savaşlardan sonra Antigonos'u yenince İran, Irak ve Güney Anadolu toprakları bu sefer onun egemenliği altına girdi. (M.Ö . 312) Büyük Selökid devletinin temelleri atılmış oluyordu. Selevkos'un Malatya'yı içerisine alan topraklarda da egemenlik kurması, ancak rakibi Lizimakhos'u M.Ö. 281 'de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Selevkosların Malatya'da tahakkümleri bir yıl sürmüştür. Yöre insanının isyanı sonucu Selevkoslar Malatya'yı terk etmek zorunda kaldılar. Aynı zamanda Kapadokya Krallığı bölgede hakimiyeti ele geçirdi. Güney komşu Selökidlerle iyi geçinmeye çalışan Kapadokya yönetiminin Malatya bölgesindeki egemenliği daha güçlendi.

Kapadokya Krallığı, bir süre sonra "Sofen Presleri" diye anılan ve bugünkü Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prensIere boyun eğdi ve Malatya yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kaldı. (M.Ö. 212) Böylece bölgedeki yönetim, tekrar Selevkosların eline geçmiştir. Bu yönetimden memnun olmayan yöre haklı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes'in koruması altına sığınmıştır. (M.Ö. 170) Malatya bölgesi uzun süre Pontus Krallığına bağlı olarak kalmıştır.

Pontus Kralı Mitridates Evpator'un (M.Ö. 120-63), Pompeius komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit ırmağı kıyısındaki Kabira olan Roma eyaletinin sınırları içine alındı. (M.Ö. 66)

BAŞA DÖN

ROMA DÖNEMİ

Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu batıya bağlayan bir düğüm noktası üzerinde bulunuyordu. Fırat nehrinin doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene'ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII. Fulminita'dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia'dır. Roma'nın .30 lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Melitene'de yerleştirilen 12. lejyon doğudaki Roma'nın en önemli askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz'den Zaugma'ya kadar uzanan doğu hudutlarının bekçisi olmuştur. Romalıların 12 Lejyonu buraya yerleştirmelerinin sebebi; buranın önemli bir yol kavşağında olması, Fırat'ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek depolarının bol olmasındandır. 12. lejyonun Malatya'da yerleştirilmesi ile Aslantepe'de bulunan şehrin yeri değiştirildi. Buranın 4. km. kuzeyine bugün Battalgazi ilçesi adı verilen yere kuruldu. Şehrin etrafı surlarla çevrildi. Şehir surları (M.S. 98 -117) Traianus döneminde yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene, Part'lara karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolları geçtiği bir geçit noktası haline gelmiştir.

Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene 'ye komşu devletler tarafından sürekli saldırılmıştır. Savaşlar sebebiyle yıpranan şehir surları, İmparator Constantius (M.S. 363) zamanında tamir ettirilerek genişletilmiştir. Bütün Roma ülkesinde olduğu gibi, Melitene'de de huzursuzluk ve isyanlar artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor'u Bizans İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma nüfuzunu yeniden sağlamıştır.

Romalılar tarafından askeri bir karargah olarak kullanılan Malatya'da o döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen kültürel buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.

Theodosius Magnus, (M.S. 379-382), 395'te imparatorluğu oğullan Arcadius ve Honorius arasında bölüştürmüş. İmparatorluğunun doğusu Arcadius'a düşmüştür. Malatya, İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu içinde kalmış, bundan sonra da önemini sürdürmüştür.

BAŞA DÖN

BİZANS DÖNEMİ

Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine askeri bir üs olarak kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılmıştır. Fulminatris lejyonu adı verilen askeri karargaha Bizanslılar "Likandos adını vermişlerdir. Bizans İmparatoru Akil1eon (457­474) Malatya'yı İmparatorluğun 12. Temi olarak adlandırmıştır. 532 yılında imparator Justinyanus zamanında şehir surları yeniden restore edilerek müstahkem hale getirilmiştir. Bunun zamanında Malatya, bir eyalet merkezi durumundadır. Bizanslılar, Malatya'yı Romalılardan daha çok geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bugün olduğu gibi Derme Suyu olarak bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Yörede Gündüzbey, Yeşilyurt, Yakınca, Banazı, Bostanbaşı ve Tecde adıyla bilinen yerleşim merkezlerinin Bizans döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Çünkü bahsi geçen yerlerde Bizanslılardan kalma mozaikli havuz ve ev kalıntılarına rastlanmaktadır. Bunlardan birisi Tecde'de bulunan Zirai Araştırma İstasyonu Meyve Fidanlığının bulunduğu, alanda olduğu tespit edilmiştir. 1985 yılında sözü edilen yerde yapılan havuz çalışmaları kazısı sırasında 7 adet altın Bizans sikkesine rastlanmıştır. Bunlar Malatya Müzesinde sergilenmektedir. Bir diğeri ise Yukarı Banazı (Konak) köyünün Horata adı verilen suyun yakınında bir üzüm bağının içindeki kalıntılardır

Öte yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin geniş bir alana yayıldığı ve Hiristiyanlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir ve çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrip edilmiştir. Müslümanlar tarafından yaptırılan cami ve mescitler, Bizanslarca aynı tarzda hareket edilerek yıktırılmıştır.

Bizanslılar, Malatya'yı Sasani'lere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru 1. Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun süre Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Malatya, Hz Ömer zamanından itibaren halifelerin ülkesi ve Bizans toprakları birinden ayıran bölgeye Avasım adı verilmiştir. İslam coğrafyacılarından İbn-i Haykal ‘ın ifadesine göre bu avasım şehirlerinin (sınır, uç bölgelerin) en bakımlısı ve büyüğü Malatya’dır. Malatya’nın strateji bakımından yolların kavşağında bulunması, önemli dağ geçitlerinde bulunması İslamların bu şehre özel önem vermelerine sebep olmuştur.  Anadolu'da Fırat'ın doğu kısmı müslümanların ilk istilası sırasında ele geçirilmiştir. Emeviler devrinde de bu fetih tamamlanarak Anadolu'nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile Fırat arasındaki topraklar müslümanların kontrolüne geçmiştir. Adana bölgesinin merkezi Tarsus, Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere iki hudut valiliği kurulmuştur.

Anadolu'nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Müslüman Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır. VII. yüzyıldan itibaren sürekli Arap akıncılarının saldırısına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi ilçesinde Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen 7. Mikhael Dukas (1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla bu eserler Malatya'da Bizans döneminin sonu olarak karşımıza çıkar.

BAŞA DÖN

İSLAM DÖNEMİ

Müslüman Araplar, Anadolu'ya yaptıkları seferlerle Malatya'yı birkaç defa ele geçirmişlerdir. İyaz bin Ganem'in Habib bin Mes­leme komutasında Malatya üzerine gönderdiği Arap ordusu kenti aldı ise de burada fazla kalamadı. Karşı saldırıya geçen Bizanslılar kenti geri aldılar.

Suriye valisi Muaviye, Habib bin Mesleme'yi yeniden Malatya üzerine gönderdi. 656 yılında kenti alan Mesleme, buraya askeri birlikler yerleştirdikten sonra yönetimi kendi atadığı bir valiye bıraktı. Muaviye (661-680) bu kente gelerek bir zaman kaldı ve asker sayısını artırdı. Kenti İslamlaştırmak  gayesiyle Irak ve Suriye'den Müslüman halkın bir kısmım Malatya'ya getirerek yerleştirdi. Bu dönemde Malatya bizanslılara karşı yapılan yaz seferlerinin üssü durumuna getirilmiştir.

Hz. Ali ile Muaviye taraftarları arasındaki mücadeleler zamanında müslümanlar, Anadolu seferlerini ihmal etmiş, Emevilerin hilafeti ellerine geçirdikten sonra Hz. Ali tarafından Abdullah İbn-i Zübeyr’in isyanı üzerine Malatya’ya yerleştirilen halk şehri terk etmiştir. Bu fırsattan yararlanan Bizanslılar Müslüman halkın ve askerlerin çekilmiş olduğunu görerek Malatya'yı yeniden zapt ettiler. Şehrin kalesini yıkıp, Müslüman halkı kılıçtan geçirdiler. Şehre Rum, Ermeni , Aramice konuşan ve kendilerine Nebatiler denilen halkı yerleştirmişlerdir.

Emeviler döneminde Halife Ömer bin Abdülaziz (717-720) kaçmakta olan Darende halkını  Malatya'ya yerleştirdi. Cavana bin El ­ Haras'ı buraya vali olarak atadı. 740-41 yılında Askivaş komutasındaki Bizans Ordusu Malatya üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında halk, kent kapılarını kapayarak Halife Hişam'dan (724-743) yardım istedi. Bunun üzerine Bizanslılar çekildilerse de Halife Hişam Malatya'ya geldi, şehir onarılıncaya kadar buradan ayrılmadı

Şehre vali olarak atanan Melih İbn-i Sebeb ve yanında seferlerde bulunan Abdullah El Battal Bizanslıların elinde bulunan Synada şehrini kuşatmışlardır. İslam orduları Pelezaium adı verilen yerde ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Bu savaştan üç sene sonra 740 tarihinde Abdullah El Battal, Eskişehir yakınlarında Akronion önünde yapılan savaşta şehit düşmüştür. Aynı tarihte Malatya'da Bizans - Arap çatışmalarında Battalgazi'nin silah arka­daşı Abdulvahap'ın da şehit düştüğü sanıl­maktadır.

755 tarihinde Bizans İmparatoru V. Konstantinos tarafından yakılıp yıkılan Malatya, aynı tarihte Salih bin Ali bin Abdullah komutasında saldırıya geçen İslam ordusu, V. Konstantinos komutasındaki Bizans ordusunu yenerek şehri yeniden ele geçirmişlerdir. Abbasi Halifesi El Mansur (754-775), yeğeni İmam Abdulvahap bin İbrahim'i Malatya valiliğine atadı. Vali, 757 yılında Hasan bin Kahtaba komutasındaki kuvveti ile gelerek Malatya'yı yeniden onarttı. Onarımı tamamlanan Malatya'ya 4.000 kişilik kuvvet bırakarak buradan ayrıldı.

Halife Harun El  Reşit (786-809) döneminde Malatya'ya karşı yapılan bir Bizans saldırısı püskürtülmüş ve şehir tahkim edilmiştir.

Halife el Memun döneminde (813-833) oğlu Abbas Malatya'yı üs durumuna getirerek Bizanslılar üzerine saldırılar düzenledi. Bizans İmparatoru Theophilos, 837 yılında Doğanşehir ve Malatya üzerine saldırıya geçerek yöreyi yakıp yıktı. 838 yılında Halife El Mutasım'ın (833-842), Ebu Said Muhammed bin Yusuf komutasında Bizanslılara karşı çıkardığı Arap ordusu başarılı olamadı. Türk Asıllı Afşin ve Arap asıllı Abdullah bin Mervan El Akta komutasındaki İslam ordusu Malatya halkının da yardımıyla Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Ancak 841 yılında Bizans orduları, şehri yeniden ele geçirdiler. 9. yüzyılın ortalarına doğru Malatya'nın batı ve kuzey yörelerinde yerleşmiş bulunan Pavlikiyenler Bizanslılara karşı ayaklandıklarından Malatya Valisi Ömer bin Abdullah bin El Akta onları destekledi. 863 yılında Anadolu içlerine bir sefer düzenledi. 3. Michael (842-867) Petronas komutasındaki Bizans ordularınca ağır yenilgiye uğratıldı. Komutan Ömer bin Abdullah El Akta bu savaşta şehit düşmüştür.

I. Basileios (867-886) zamanında Bizans ordusu Darende ve Doğanşehir'i alarak, buraları yakıp yıktılarsa da Malatya'yı ele geçiremediler. Bizanslılar, kuşatma sırasında ağır kayıplar verdiler. İmparator esir olmaktan zor kurtuldu. 917 yılında Arap komutanı Munis El Muzaffer Malatya'dan İç Anadolu üzerine bir sefer düzenledi. Bu seferi 923 yılında Muhammed bin Nasır, yaz ve kış seferlerinden başarı kazanması üzerine Bizanslılar 926-927 yıllarında Kurkuas komutasındaki bir ordu ile karşı saldırıya geçtiler ve Malatya yöresini yağmaladılar. Malatya valisi oğlu Ebu Hafs ile komutanı Ebul Aşaş'ı Kurkuas'a göndererek Bizans egemenliğini kabul etti.

Musul Hamdani emiri Nasr üd- Devle El Hasan 'nın (929-962) amcası Said üd-Devle Malatya'ya sefer düzenleyerek şehri Bizanslılardan geri aldı. 934 yılında, Kurkuas, Malatya'yı yeniden alarak surların tümünü yıktırıp, kenti savunmasız bıraktı.

Bunu izleyen yıllarda Hamdani Su1tanı Seyf üd-Devle Ali (945-967) birkaç defa Malatya'yı istila etti. 961-962 yılında komutanlarından Naca, Bizanslılarla çarpışarak 18 gün boyunca şehri yağmalayıp, yakıp yıktırdı.

Bizans İmparatoru II. Nikephor Focas, (963-969) Güneydoğu Anadolu ve Suriye'yi ele geçirdikten sonra savunmasız durumdaki Malatya'yı yeniden oturulur duruma getirmeye çalıştı. Suriye Yakubileri'ne haber salarak Malatya'ya gelip yerleşmelerini istedi. 970 yılında Yakubilerden büyük bir kısmı Malatya yöresine yerleşerek, Bizans egemenliği altında hayatlarını sürdürmeye başladılar.

BAŞA DÖN

SELÇUKLULAR DÖNEMİ

11. yüzyılda Türkler akın akın Anadolu'ya yöneldiler. Malazgirt zaferinden önce Malatya 1057 yılında Türklerin eline geçti ise de Bizanslılar kenti geri aldılar. I. İsaakios Comnenos (1057-1059) döneminde Türkler Malatya'yı ele geçirip halkını tutsak ettiler. Kenti tekrar ele geçiren Konstantinos Ducas (1059-1067), (1060-61) yıllarında Malatya'nın sur ve hendeklerini yeniden yaptırdı. Ne var ki kent 1064 ve 1066'da kısa süreli de olsa Türklerin eline geçmesine engel olamadı. Ancak kuşatma için gerekli silahları olmayan Türkler, düzenli Bizans ordularıyla başa çıkamayarak almış oldukları toprakları bırakıp, geriye çekilrnek zorunda kalıyorlardı.

Bu sırada Ortodoks Bizanslılarla Gragoryen ermenileri arasındaki anlaşmazlık devam etmekteydi. Bizanslılar, 11. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu'yu istila ederek, buradaki Ermenileri Fırat yöresine sürdürmüşlerdi. Aynı yüzyılda başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler, güneybatıya doğru inip Malatya, Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar. Ermeniler, kendilerine zorla Ortodoksluğu kabul ettirmeye çalışan Bizanslılara düşmandılar. Bu yüzden Anadolu'nun Türklere karşı savunulmasında Bizanslılara yardımcı olamadılar. 1071 yılında Bizans İmparatoru N. Romanos Diogenes (1068-1071), Türkleri Anadolu'dan atmak için büyük bir sefer düzenledi. Malazgirt’ te savaş alanını topluca terk eden Ermeniler, Balkanlarda Bizans Ordusuna dahil edilmiş olan Uz ve Peçenek Türkleri'nin AIparslan safına geçmesiyle Bizanslılar'ın büyük bir bozguna uğramalarına sebep oldular.

Bu zaferle Bizanslılar'ın son direnme güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu içlerine akmaya başladılar. Kendi aralarında başlayan saltanat kavgalarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah kendilerine vilayetler verilmediği için isyan eden şehzadeler ve başka beyler de kendi boylarıyla Anadolu’da bir yurt tutmaya çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan'ın ölümü üzerine oğlu Melikşah (1072-1092) tahta geçti. Ama amcası Kavurd onun sultanlığını tanımadı. Kavurd'un başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan Malikşah, bu sırada Anadolu'nun fethiyle uğraşan Artuk Bey'i yardıma çağırdı.

Artuk Bey, 1073 yılında Anadolu'dan Melikşah'a yardım etmek amacıyla ayrıldı. Bu arada saltanat iddiasıyla Alparslan'a karşı ayaklanmış olan Kutalmışoğulları'ndan Süleyman Şah ile kardeşi Mansur, Konya'dan İznik'e kadar olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurarak bağımsızlığını ilan etti.

Akın akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu'da toplanmalarından yararlanan, Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular. Bizanslılar'ın Malatya-Antakya hattını Türklere karşı korumakla görevlendirdikleri Ermeni komutanı Filaretos, Malazgirt savaşından sonra kendi hesabına hareket etmeye başladı. Frank komutanı Raimbaut ve askerleri ile Toroslar'daki Ermeniler onun yönetimi altında birleştiler. Böylece güçlenen Filaretos, 1074 yılında Bizans imparatoru 7. Michael Ducas'ın Antakya valiliğine atadığı komutan İzak'ı bozguna uğratmaya muvaffak oldu. Daha sonra Muş, Siirt yörelerinde Bizanslılar'a bağlı kalan Ermeni Prensi Thomig ile çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında Raimbaut öldü ise de Thomig'i saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa'yı Bizans valisi Leon'un elinden aldığı gibi, Malatya'da yerleşen Ortodoks Ermeni Gabriel'i de kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos, karısını Bağdat'a göndererek Melikşah'dan sağladığı bir fermanla Malatya'da hakimiyetini perçinledi. Fırat boylarında ortaya çıkan Ermeni Vasag'ı da 1079'da öldürten Filaretos, ardından Antakya'daki Rumlar'ı ortadan kaldırdı. Böylece; Malatya, Maraş, Antakya ve Urfa yörelerini içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu. Bu sırada Anadolu Selçukluları güçlenmiş, sınırlarını genişletmeye başlamışlardı. Bu durumdan kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ile kurmuş olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da, bu dostluğa karşı 1082 yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini kendisine bağladı. 1085 yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli Beyi Melik Danişmend Gazi, Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı. Filaretos, Melikşah'ın desteğini almak umuduyla Rey'e gitti. Bu gidişten bir sonuç elde edemedi ve kısa bir süre sonra Maraş'ta öldü.

Süleyman Şah'ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan'ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları'nı büyük bir sarsıntıya uğrattı. Süleyman Şah bu sefere çıkarken yerine komutanlarından Ebu'l Kasım'ı bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi.

1092 yılında Melikşah'ın ölümü üzerine İran'dan kaçan I. Kılıç Arslan İznik'e döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede toparlandılar. Melik Danişmend Gazi ise Malatya'yı ele geçirmek için plan yapıyordu. I. Kılıç Arslan'ın kardeşi Kulan Arslan (Davud) Malatya'yı kuşattığında Melik Danişmend Gazi'nin de şehirde gözü olmasından dolayı oraya girerek Anadolu Selçukluları ile Ermeni Gabriel'i uzlaştırdı. Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için uygun bir ortam beklerken, 1. Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya'yı kuşattı. Anadolu Selçukluları Malatya'yı Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı yoğunlaştırdılar. Şehrin Ermeni ve Süryani halkı teslim olma yanlısı idi. 1. Kılıç Arslan, bazı ayrıcalıklar tanıyacaklarına söz vererek Süryani patriğinin desteğini aldı ise de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine, Anadolu Selçukluları kenti savaşla almaya karar verdiler. Bu sırada, 1. Haçlı seferinin başlaması 1. Kılıç Arslan'ın kuşatmadan vazgeçmesine sebep oldu.

1. Haçlı seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları ve Danişmendliler toparlandılar. I. Kılıç Arslan Bizanslılar'la uğraşırken, Melik Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü, şehir surlarının kuvvetli olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü. Danişmendliler şehrin çevre ile bağlantısını keserek, üç yıl beklediler. Muhasaraya yaz aylarında devam edip, kışları tekrar Sivas'a dönüyorlardı. Uzun müddet dayanamayacığını anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond'a elçiler göndererek bir anlaşma sonunda, şehri ve güzelliği ile meşhur olan kızı Morfia'yı kendisine vermeyi teklif etti. Bunun üzerine Haçlılar hemen harekete geçtiler. Önce bunları sevinçle karşılayan Malatya'daki Ermeni Halk, Haçlılar'ın yaptıkları yağma ve zulümler yüzünden, Danişmendlilerden yana olmaya başladı. Melik Danişmed Gazi, Ermenilerin yardımı ile Haçlılar'ı Malatya önlerinde pusuya düşürerek bozguna uğrattı. Başta ünlü Haçlı Kontu Bhomod ve Richard gibi frank komutanları esir alındı (1100)

Niksar'da hapsedilen tutsakları kurtarmak için Avrupa'da yeni bir haçlı seferi düzenlendi. Bunun üzerine, Danişmendliler Malatya'yı kuşatmaktan vazgeçtiler. Gabriel de Urfa kontu Bautounin'i Malatya'ya çağırarak himayesine girdi. 1101 yılında Anadolu'ya gelen Haçlı ordularını Anadolu Selçuklu ve Danişmendli kuvvetleri yok ettiler. Melik Danişmed Gazi, yeniden Malatya'yı kuşattı. Şehir kuşatılınca büyük bir kıtlık başladı. Gabriel ve Rumlar, Süryani ve Ermenilerden şüphelendikleri için, onlara zulüm ederek ve mallarına el koyarak bir çoğunu da öldürdüler.

Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni'yi Gabriel'e gönderip, onu barışa yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı bir tertip zanneden Gabriel Barsabuni ile birlikte birçok ileri gelenleri öldürünce, askerler ve halk gazaba gelerek ihanete mecbur oldular. Şehrin kapılarım Danişmendlilere açarak askerlerin şehre girmesini sağladılar.

Melik Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak amacıyla, şehrin zenginliklerinden kendilerine pay verileceğini söyledi. Şehir alınınca ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye dokunmayarak, halkın evlerine ve işlerine dönmelerini sağladı. Bundan başka ülkesinden buğday, öküz gibi zirai ihtiyaç maddeleri getirterek halka dağıttırdı.

Zindanlarda bulunan insanları hürriyetine kavuşturdu. Gabriel ve ailesi, onun zulmüne uğrayan yerli Hıristiyanlar tarafından işkence ile öldürüldü. Malatya, Danişmend Gazi Ahmet zamanında bir saadet ve bolluk ülkesi oldu. I. Kı1ıç Arslan tarafından kuşatılan ancak, Haçlılar'ın İznik'i kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık Danişmend Gazi'nin fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha sonra da Selçuklular ve Danişlmendliler idaresinde kalmıştır.

Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği Malatya'nın Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik Danişmend Gazi, Niksar'da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında serbest bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler'in arası açıldı. I. Kılıç Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş yöresindeki savaşta I. Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend Gazi'nin 1105 yılında ölümünden sonra Anadolu Selçukluları Malatya'yı kuşattılar. Kenti elinde tutan Melik Danişmend Gazi'nin oğlu Yağısıyan fazla dayanamayacağını anlayınca kenti Anadolu Selçukluları'na teslim etti. Büyük Selçuklu Sultam Mehmet Tapar (1105-1118), Anadolu Selçuklularının büyük ilerleyişini kaygı ile izliyordu. Musul, iki devlet arasında savaş çıkmasına sebep oldu. Büyük Selçuklu Sultam, Musul valiliğini Çökermiş'in elinden alıp, Çavlı'ya vermişti. Çavlı, Çökermiş'i öldürünce Musul halkı onun çocuk yaştaki oğlu Zengi'yi vali yaptı. Çavlı Musu1'u kuşattığında kent halkı, Malatya'da bulunan I. Kılıç Arslan'a haber göndererek yardım istedi. I. Kılıç Arslan, Çavlı'yı Nusaybin'de yendi ve Musu1'a geldi. Kentin valiliğine oğlu Şahinşah'ı, komutanlığına da Bozumuş Bahadır'ı atadıktan sonra, yeni güçlerle Musul üzerine yürüyen Çavlı'yı karşılamaya hazırlandı. Savaşta çavlı üstün geldi. I. Kılıç Arslan da öldürüldü. (1107) Musu1'u alan çavlı, Selçuklu şehzadesi Şahinşah'ı esir ederek İran'a götürdü. Bozurnuş Bahadır, I. Kılıç Arslan'ın küçük oğlu Tuğrul Arslan'ı Malatya'ya getirerek Sultan ilan etti. Konya ve yöresinin yönetimini de Hasan    bey üst1endi. 1110 yılında İran'dan kaçan Şahinşah, Konya'ya gelerek tahta çıkıp Selçuklu 'ların yeniden toparlanmasını sağladı.

1115 yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar, Porsuk komutasındaki bir orduyu Anadolu üzerine gönderdi. Artuklu beyi Necmeddin İl Gazi ve Malatya Sultanı Tuğrul Arslan ve Atabek'i Belek Porsuk'u yenerek geri çekilmeye zorladılar.

Bu arada Anadolu Selçukluları arasında taht kavgaları başlamıştı. Şahinşah'ın kardeşi Mesut, kayınbabası Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin'in yardımıyla 1116 yılında, Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirdi. Bu sırada, Artuklular ile Malatya Selçukluları, Franklara karşı savaşıyorlardı. Bunu fırsat bilen Mengücük beyi İshak (1118-1142) Malatya Sultanı Tuğrul Arslan'a ait Harput havalisine 1118 yılında bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119 yılında Tuğrul Arslan'ın Atabey'i olarak bu bölgeyi idare eden Belek, Mengücüklü beyliği üzerine yürüyerek Kemah bölgesini ele geçirdi. Trabzon Rum dükası Konstantin Gabras'ın yardımını sağlayan Mengücük beyi İshak geri döndüğünde, Tuğrul Arslan ve Atabeyi Belek, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin ile onlara karşı bir ittifak yaptılar. Gümüşhane'ye balı Şiran havalisinde (1120) yapılan savaşta Konstantin Gabras ile Mengücük beyi İshak yenilerek esir düştüler. Emir Gazi Gümüştekin esirleri, Tuğrul Arslan ve Belek'e danışmadan serbest bıraktığından, Danişmendliler ile Selçuklular'ın arası açıldı.

 

1122 yılında Artuklu Beyi Necmeddin İl Gazi öldü. Yerine oğlu Hüsameddin Timurtaş geçti ise de ülkenin asıl yönetimi Malatya Sultanı Tuğrul beyin Atabey'i Belek'in elinde idi. Belek'in gücünden çekinen, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan üzerine yürümeyi göze alamıyordu. Ancak, Belek'in 1124 yılında ölümünden sonra, Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud ile Malatya üzerine yürüdü. Yöre bütünüyle işgal edildi ise de Malatya teslim olmadı. Gümüştekin oğlu Muhammed'e kuşatmaya devam etmesini söyleyerek geri döndü. Muhammed, Malatya yakınlarında Samanköy 'e yerleşerek kenti altı ayın üzerinde kuşatma altında tuttu. Malatya'da kıtlık baş göstermesi üzerine, Tuğrul Arslan Haçlılardan yardım istedi. Bu sırada Halep'i almaya çalışan Haçlılar, yardımda geç kaldılar. Tuğrul Arslan annesini de yanına alarak Minşar kalesine çekildi. Malatya'yı, yöreye gelmiş olan Gümüştekin'e teslim etti. (1124)

Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud, kardeşi Tuğrul Arslan'ı böylece saf dışı bıraktıktan sonra Malatya'yı Emir Gazi'ye terk etti.

Ancak, Ankara, Kastamonu yörelerine hakim olan kardeşi Melik Arap, babasına ait olan beldenin Danişmendliler'e verilmesine kızdı ya da bunu bahane ederek topladığı kuvveti ile 1126 yılında I. Mesud 'un üzerine yürüdü. Emir Gazi Gümüştekin, o sırada Artuklular'la uğraştığından, Sultan I. Mesud yenildi. Bizans Imparatoru II. Yuannis Komnenos'dan yardım alarak geri dönen I. Mesud kayınbabası Emir Gazi Gümüştekin ile birleşip Melik Arap üzerine yürüyerek onu yendiler. Böylece Anadolu Selçuklu taht kavgaları sona ermiş oldu.

1134 yılında Danişmend Gazi Gümüştekin öldüğünde, tahta büyük oğlu Melik Muhammed geçti ise de, kardeşleri Ayn Ud Devle ile Yağan onun sultanlığını tanımadılar. Melik Muhammed 1135 yılında Yağan'ı öldürttü, Ayn Ud Devle Malatya'ya kaçtı fakat burada tutunamadı. Melik Muhammed, 1143 yılında öldüğünde, Zunnun, Yunus ve İbrahim adlarındaki oğulları arasında taht kavgaları çıktı. Bu kavgalara Melik Muhammed' in kardeşleri Yağıbasan ile Ayn Ud Devle de karıştılar.

Daha önce Malatya'dan ayrılmak zorunda kalan oğlu Ayn Ud Devle, Minsar kalesi beyi Yunus ile birleşerek geri döndü. Kent halkı kendisini hükümdar olarak tanıdı. I. Mesud ise Zunnun'u destekliyordu. Sultan ı. Mesud, Yağıbasan'ı yendikten sonra 1143'te Malatya'yı kuşattı. Kuşatma, Bizanslılar'ın saldırıya geçmesi üzerine kaldırıldı. 1144 yılında, şehri ikinci defa kuşatan I. Mesud, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos'un saldırması üzerine kenti yine alamadı.

Ayn Ud Devle 1152 yılında ölünce yerine çocuk yaştaki oğlu Zulkarneyn geçti. Sivas'ta hüküm süren Yağıbasan, Zulkarneyn ile I. Mesud'a karşı ittifak yaptılar. Selçuklular'ın Sivas'a yürümesi üzerine, bağışlanması için ricada bulundu. Yağıbasan'ı böylece saf dışı bırakan I.Mesud, Malatya üzerine yürüdü, direnemeyeceğini anlayan Zulkarney, Selçuklu  egemenliğini tanıdı.

1155 yılında I. Mesud ölünce, yerine oğlu II. Kılıç Arslan geçti. Sivas Emiri Yağıbasan, Kayseri Emiri  Zunnun ile Malatya Emiri Zulkarneyn, onun sultanlığını tanımadılar. Selçuklu tahtına, Ankara-Çankırı emiri Şahinşah'ı geçirmek için ayaklanan ittifak güçlerine yenilen II. Kılıç Arslan, yardım almak umuduyla Bizanslılara sığındı (1162) Bizanslılardan aldığı yardımla geri dönen II. Kılıç Arslan, Artuklu Kara Arslan, Mardin Emiri Necmeddin Alp'i, Dilmaçoğlu beyi Fahrettin Devlet Şah da ona katıldılar. II. Kılıç Arslan batıdan, öbürleri doğudan saldırıya geçince, Yağıbasan kaçmak. zorunda kaldı. (1163) II. Kılıç Arslan, bundan sonra Malatya'yı ele geçirmeye çalıştı. Malatya Emiri Zulkarneyn (1162) de ölmüş, yerine oğlu Melik Nesrettin Muhammed geçmişti. Ancak kardeşi Feridun onu tahttan indirdi. Nasrettin Muhammed de II. Kılıç Arslan'a sığındı.

Anadolu Sulçukluları bu karışık ortamdan yararlanarak 1171 yılında Malatya'yı kuşattılar. Fazla direnemeyeceğini anlayan Ferudun kentten ayrılarak, II. Kılıç Arslan'ın rakibi atabey Nureddin Mahmut'un yanına sığında. Nureddin Mahmud, Anadolu Selçuklularına karşı savaşı hazırlandığından, 2. Kılıç Arslan kuşatmadan vazgeçti. Malatya yöresinden 12.000 kişiyi sürgün ederek Kayseri'ye döndü. Nureddin Mahmut 1174 yılında ölünce, Anadolu Selçuklularının yanında bulunan Melik Nesreddin Muhammed gizlice Malatya'ya girdi. Kardeşi Feridun'u öldürdükten sonra kente hakim oldu. (15 Şubat 1175) Oteden beri Malatya'yı almak isteyen Anadolu Selçukluları 1178 yılında kenti kuşatınca Nasriddin Muhammed Harput ‘a kaçtı ve Malatya Anadolu Selçuklularının eline geçti.

II. Kılıç Arslan (1186) yılında ülkesini, yaşlandığı için sağlığında onbir oğlu arasında paylaştırdı. Malatya, Muizeddin Kayserşah'ın payına düştü. Kısa bir süre sonra kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Sivas Emiri Kutbeddin Melikşah, Konya'yı ele geçirip, kendisini veliaht ilan ettirdi ve öbür kardeşlerini saf dışı bırakmaya çalıştı. Baskıdan bıkan Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, 1191 yılında Selahaddin Eyyubi'ye sığındı. Onun desteğini sağladıktan sonra Malatya'ya dönebildi. Kutbeddin Melikşah bu defa Kayseri Erniri Nureddin Sultanşah'ı safdışı etmeye karar vermiş, II. Kılıç Arslan'ı da kendisine katılmaya zorlamıştı. Kayseri'nin kuşatılması sırasında, Kutbeddin Melikşah'ın baskılarından bıkan II.Kılıçaslan Nureddin Sultan Şah'ın yanına kaçtı. Bunun üzerine Kutbeddin Melikşah geri dönerek Konya'da Sultanlığını ilan etti. II. Kılıç Arslan, Nureddin Sultan Şah'ın saltanat hırsı ile yaptığı baskılar yüzünden, Uluborlu Emiri Gıyaseddin Keyhüsrev'in yanına gitti. Onu kendisine veliaht yaparak Konya'yı ele geçirdi. II. Kılıç Arslan, 1192 yılında öldüğünde yerine I. Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Ancak, 1196 yılında Konya'yı alan Tokat Emiri Süleyman Şah, Anadolu tahtına çıktı, I. Gıyaseddin Keyhüsrev de Bizanslılardan yardım almak üzere İstanbul'a gitti. II. Süleyman Şah, ülkede birliği sağlamaya çalıştı. 1200 yılında Malatya'yı ele geçirdi. Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, Eyyubilere sığınmak zorunda kaldı.

1205 yılında, II. Süleymanşah öldüğünde yerine çocuk yaştaki oğlu III. İzzettin Kılıç Arslan geçti. 1196 yılında tahtı II. Süleymanşah'a kaptıran 1. Gıyaseddin Keyhüsrev geri dönerek Konya'yı aldı ve Sultanlığını ilan etti. Oğullarından İzzettin Keykavus'u Malatya'ya Alaaddin Keykubat'ı Tokat'a, Celaleddin Keyferudun'u Koyulhisar'a Emir olarak atadı.

Gıyaseddin'in 1211 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu Malatya emiri İzzettin Keykavus geçti. Kardeşi Alaaddin Keykubad onun Sultanlığını tanımayarak, ayaklandı, sonuçta yenildi. Malatya civarında bulunan Masara (Minşar) ve bilahare de Kezirpert kalesine hapsedildi. I. İzzettin Keykavus'un 1220 yılında ölümünden sonra yerine, I. Alaaddin Keykubat geçirildi. Keykubad, Malatya şehir surlarını onartarak, kentin savunma gücünü arttırdı. Şehri imar eden Keykubad'ın en önemli eserlerinden biri de 1224 yılında yapılan ve Anadolu Büyük Selçuklu Mimari geleneğini temsil eden tek eser Malatya Ulu Camii (Eski Malatya-Battalgazi) dir.

Keykubad, Fırat boylarında 1226 yılında yeni fetihlere girişti. Adıyaman, Kahta ve Çemişgezek kaleleri sultana tabi olmuştur. Kış yaklaştığında, Malatya'dan ayrılarak Antalya'ya hareket etmiştir. Alaaddin Keykubat yerine İzzettin Kılıç Arslan'ın geçmesini istiyordu. Ancak, 1237 yılında öldüğünde, dönemin veziri Sadettin Köpek, hile ile II.Gıyaseddin Keyhüsrev'i başa geçirdi.

Anadolu Selçuklularının hizmetinde bulunan Harzemşahlı beyler, bu durumu kabullenemediler. II. Gıyaseddin, Harzem beylerinin ve askerlerinin başında bulunan Kayırhan'ı hapsettirdi. Kayırhan'ın hapiste ölümü üzerine Harzernşahlılar, batı ve orta Anadoluyu terk ederek, Malatya'ya doğru hareket ettiler. Masara veya Arapgir yolundan Fırat Nehrini geçtiler, yol üzerinde bulunan bütün vilayetleri yağma ettiler.

Bu durumda telaşa düşen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kemalettin Kamyar'ı merkez ordusunun komutanlığına tayin edip, Harzemleri geri döndürmek maksadıyla gönderdi. Kemalettin Kamyar Malatya'ya geldiğinde vilayetin subaşısı olan Seyf Üd Devle Er Tokuş'u onları takiben Harput'a yolladı. O da Harput Subaşısı Seyfettin Bayram ile birlikte Harzemlilerin de anlaşmaya yanaşmamaları sonucu savaş başladı. Onlar Seyfeddin Bayram'ı bazı askerleri ile öldürdüler, Seyf Üd Devle Er Tokuş'u da esir ettiler. Yöre büyük zararlar gördü. Moğol istilasının yaklaştığı sırada Harzemşahları kaybetmek, devletin direnme gücünü büyük ölçüde azalttı. 1240 yılında Baba İshak'ın emri üzerine Türkmenler, sığır, koyun ve diğer mallarını satıp silah satın aldılar; cihad ilanı Türk kabile ve obaları arasında yayılınca, Türkmenler her köşeden karıncalar gibi İsyan'a başladılar, kısa sürede bu isyan büyüyüp genişledi. .

Malatya Subaşısı Muzaffereddin Alişir, ayaklanmayı bastırmaya çalıştıysa da büyük kayıplar vererek bozguna uğradı. Malatya'ya dönen Muzaffereddin Alişir, yeniden asker toplayarak ayaklananların üzerlerine yürüdü, fakat yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Devlet bu ayaklanmayı güçlükle önleyebildi.

Selçukluların bu durumunu gören Moğollar, kararsızlarından sıyrılıp, Anadoluya saldırıya geçtiler. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşında Selçuklular yenilgiye uğrayınca, Sultan II.Gıyaseddin Keyhüsrev, Tokat'a kaçtı. Kösedağ bozgunu üzerine, Malatya subaşısı Reşideddin, yanına adamlarını ve değerli eşyalarını alarak Malatya'yı terk etti. Yöneticisiz kalan Malatya'da Müslüman ve Hiristiyan halk, anlaşıp kent surlarına ve kapılarına muhafızlar görevlendirerek Malatya 'yı dış saldırılardan korudular. Ancak, Moğol isti1ası ürünlerin toplanmasına engel olmakta idi. Moğollarla anlaşma yapıldı ve kentin subaşısı Reşideddin geri döndü. Bu sırada Yasavur Noyan komutasındaki bir Moğol ordusu, Halep'ten sonra Malatya önlerine geldi.

Moğollar surların dışında kalan halkı öldürüp, ürünleri yaktılar. Subaşı Reşideddin, kent halkından 40.000 Altın toplayarak Moğollar'a verdi ve onların Azerbaycan'a dönmelerini sağladı. Moğolların ayaklanmasından sonra Malatya'da kıtlıkla birlikte veba salgını baş gösterdi.

1256 yılında Baycu Noyan, Anadolu seferine çıktı. II. İzzettin Keykavus'un Bizanslılara sığınması üzerine, 4. Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu tahtında rakipsiz kaldı. 1257 yılında Baycu Noyan'ın Azerbeycan'a gitmesinden sonra geri dönen II. İzzettin Keykavus tahtı ele geçirdi. II. İzzettin Keykavus, Şerafettin Ahmed'i Malatya'ya gönderdi. Moğollara yenilmesi üzerine yerine, cüssesi küçük zekası ve cesareti yüksek Ali Bahadır'ı Malatya'ya gönderdi. Büyük bir kıtlık geçiren ve buğdayın bir yükü 120 dirheme satılan Malatya'da halk Ali Bahadır'ı iyi karşılayarak, Sultan İzettin'in hakimiyetini kabul ettiler. Onun otoritesi ile yollar açıldı ve kıtlığa son verildi. Ancak, Baycu Noyan, Malatya üzerine yürüyünce, Ali Bahadır Kahta'ya kaçtı. Baycu Malatyalılara Kılıç Arslan'ın saltanatını tanımaları için yemin ettirdi ve şehrin altınlarını toplayarak, Bağdat muharasına giderken, Kılıç Arslan'ın emirlerinden Fahrettin Ayaz'ı Malatya valiliğine tayin etti. Baycu, 1258 yılında Anadolu'dan ayrılınca, Ali Bahadır Malatya önlerine geldi. Ettikleri yemine bağlı kalan Malatya halkı, Moğol istilasından da korktuğu için kentin kapılarını kapalı tuttular. Ancak, baş gösteren açlık yüzünden açmak zorunda kaldılar.

Ali Bahadır, Kılıç Arslan yanlısı Fahrettin Ayaz ile iğdiş başı Muin'i öldürttü. Ali Bahadır Moğollar'ın ilerlediğini öğrenince Malatya'yı terk edip, Sultan İzzettin'in yanına döndü.

Ülke karışıklıklar içinde bunalmıştı. Moğol baskısı giderek artıyor, Anadolu'daki Türkmen boyları da fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. İlhanlı hanı, Ocayto, Anadolu üzerindeki İlhanlı egemenliğinin çökmekte olduğunu görünce 1314 yılında Emir Çoban'ı Naib tayin eylemişti. Olcayto için Haraç toplayan Mardu ve Cemaleddin, Malatya halkına sürekli baskı uyguladılar. Tecavüze uğrayan Malatya 'lılar bu mülkün 170 yıldan beri kendilerine ait olduğunu, Selçuklu sultanlarının verdiği beratların ellerinde bulunduğunu söyleyerek acı acı yakınıyorlardı.

Halep Memlük Emiri Seyfettin Tengiz, ordu ile Malatya'ya varınca Cemalettin Hızır, kentin ileri gelenleri ile birlikte onu karşıladı ve bağışlanmaları dileğinde bulundular. Seyfettin Tengiz tarafından affedilen Malatya halkı askerlerin şehri yağmalamalarına müsaade etmemek için kapıya bırakılan muhafızları dinlemeyerek şehre girdiler.

Selçuklular devrinde Malatya, sanayi ve ticareti ileri, zengin bir şehirdi. Burada kumaş dokuyan tezgah miktarı 12.000 ile 19.000 arasındaydı. İşte Memlük askerleri bu zengin şehri yağmalamaya başladılar. Müslüman Hiristiyan farkı gözetmeksizin kıymetli eşyalarını alarak esir ettiler. Bununla beraber dönüşte müslüman esirleri serbest bıraktılar. Memlükler kentten ayrıldıktan sonra Emir Çoban, Malatya'ya gelip düzeni sağladı. Yakılıp yıkılan yapıların onarılmasını emretti. Malatya'nın müdafaası için de 2000 süvari bıraktıktan sonra, 1315 te Tebriz'e dündü. 1318 tarihinden sonra da Anadolu Selçuklu Devleti tarihe karıştı. 

BAŞA DÖN

BEYLİKLER DÖNEMİ

1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş'ı Anadolu valiliğine atadı. 1327'de Emir Çoban'ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Bey'i bırakarak Memlüklüler'e sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklülerin egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığınıilan etti.

Bu sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan, Oğuzların Bozok kolundan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlük1üler'e bağlı olarak Dulkadir Beyliği'ni kurdular. Zeynettin Karacabey, 1340 yılında Memlük1ü Sultanı Melik Nasriddin Muhammed tarafından, Türkmen beyliğine ve Elbistan valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklülere isyan eden Zeyneddin, Melik Zahir unvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Memlüklüler'in üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna beyi Mehmet Bey'e sığındı, Mehmet bey de onu Memlüklülere teslim etti. Karacabey'in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil bey kısa sürede Malatya, Maraş ve Harput'u ele geçirdi. Dulkadiroğulları'nın güçlenmesinden kaygı duyan Memlük Sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibey'i geçirdi.

Kadı Burhanettin'in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osmanbey tarafından öldürülmesinden sonra Yıldırım Bayezit, Malatya ve Elbistan'ı ele geçirmeyi planladı. Memlük sultanı Berkuk'un ölümü ile yerine geçen Ferec'in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıt'a aradığı. fırsatı verdi. Memlüklüler'den, Malatya'nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıt, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya'yı ele geçirdi. Darende de . bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasıreddin Mehmet bey geçirildi.

Bu sırada, Anadolu'da Timur istiası başlamıştı. Timur'a karşı bazı düşmanca davranışlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklülere bağlılığını gösterdi. Ancak, 1401 yılında Timur'un Malatya'yı yakıp yıkması üzerine Timur'un egemenliğini kabul etti. Memlüklüler'le anlaşarak Timur'a karşı birlikte hareket etmek istediyse de Malatya'yı ele geçiren Osmanlılar'a kızgın olan Memlüklüler teklifi kabul etmediler. 1402 Ankara savaşında Osmanlılar'ın yenilmesi üzerine, Anadolu'da beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği yüzünden Memlüklülerle Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşanın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklüler'e yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Ala Üd-Devle (1479-1515) Osmanlılara karşı düşmanca bir tutum içerisine girdi. Çaldıran Savaşı'ndan sonra (1515) Yavuz Sultan Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşa'yı Dulkadir beyliği üzerine gönderdi. Dulkadir beyi Ala Üd Devle, Turna Dağı Savaşı'nda yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü. Beyliğin başına Şahsuvar Bey'in oğlu Ali Bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar oğlu Ali Bey'in 1521 yılında ölümünden sonra Dulkadiroğulları'nın toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

BAŞA DÖN

OSMANLILAR DÖNEMİ

Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı yönetimi altında huzur içerisinde yaşadı. 1577 yılında Suriye'de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000'i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran'la yapılan savaşlar Anadolu'da karışıklıkları daha da arttırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kiziroğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun ölümünden sonra adamları, Malatya'dan Niğde'ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürdüler. 1582 yılında, İran'la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu askerlerinin büyük bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra Calalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti. Malatya yöresindeki asilerin bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı. Geri kalanlar ise ayaklanmalarını sürdürdüler.

1596 yılında Kiziroğlu Mustafa'nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya'da idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı'nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar verdi.

Sivas beylerbeyi Alacaatlı Ahmet Paşa, halka zulümkâr davrandı. Emri altındaki askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi'nin İstanbul'a gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir sancağının Alacaatlı Ahmet Paşa tarafından kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askerle Arapgir'e gelmişti. Kasaba halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler, halktan 200 kişiyi öldürmüşlerdir. Bu sırada yine Alacaatlı Ahmet Paşan'nın adamlarından Kayserili Bali Ağa, müfettişlik taslayarak Arapgir'e geldi, Malatya'lı Zeynel Beyle birleşerek kasabayı haraca bağladı. Arapgir'de 40 gün kalan asiler 300'den fazla evi yıkıp, yakacak olarak kullandılar. Zeynel Bey'in ayrılmasından sonra, Arapgir bu defa da Gerger'de oturan Başı Büyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırısına uğradı. Başıbüyük oğlu Hamza bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100 kişiyi öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı. Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza Bey, her yeri yağmalayarak yöre köylerinden topladığı 40.000 hayvanı Gerger'e gönderdi. Dağlara kaçan halkın bir bölümünü de yakalatarak soydu.

Bu dönemden sonra Malatya'da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı'ya bağlı olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur.

XIX. yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık 4/3'ünü bağlarda geçiren halk, bu yörelerde yerleşme eğilimindeydi. Kent de bu sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya'dan geçen J. Brand, kentin sürekli eşkiya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar gördüğünü belirtmektedir.

1838 yılında, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargahını Harput Mezra'dan Malatya'ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi) tamamen terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya'da geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski Malatya'dan aydıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi. Malatya'dan geçen İngiliz gezgin, W. F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya'nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir.

Yeni Malatya'nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XIX. yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur.

1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi'nin Kavanın-i Al-i Osman risalesine göre, 1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmakta idi. Bu durum uzun süre değişmemiştir. Başbakanlık Arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 nolu deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Rakka (Suriye Şehri) eyaletine bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı: Kahta, Taşabad, Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat, Dostibirke, bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı. Darende ise Sivas eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi.

Malatya'da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır. 1530 yılında kent nüfusu 7300 kadardı. 1560 yılında ise 8700'ü bulmuştur. XVI. Yüzyıl ortalarında Malatya'da 32 mahalle vardı.

Malatya yöresi, Osmanlılar'ın klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva (Sancak) idi. 1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva'sı, Maraş Merkez Liva, Samsat ve Gerger Liva'larıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer almakta idi. .

1847 yılındaki idari ,bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine bağlandığı görülmektedir. Malatya'nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni'dir.

1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile, Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve kaza'ya dönüşüyordu. Bu dönemde Malatya kazası, Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül Aziz sancağına bağlı kazası idi.

1877 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya'mın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak olduğunu kaydetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağımın kazaları, sırasıyla, Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Kahta idi. Arapgir kazası ise Mumuretül Aziz'e bağlı idi.

1892 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya sancağımın Diyarbakır vilayetinden alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarım muhafaza etmekte idi. Cuinet, Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır.

1918 yılında Malatya sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya'ya bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağı'na bağlıydı. Osmanlı dönemin'in sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya bu durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.

1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası'mn 133. 244 kişi nüfusu vardı. Cuinet 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu belirtmektedir.

Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi ile ) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya Ali Galip olarak bilinen ve Mustafa Kemal'in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondoros Mütarekesi döneminde, Karargahı Diyarbakır olan 13. Kolordu'nun denetimi altında idi. Kolorduya bağlı 12. Süvari ve Topçu alayının karargahları buradaydı. Yöre halkının siyasi eğilimlerini aşiret ilişkileri belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul'da olan Kürt Teali Cemiyetinin, Elazığ şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de yoğun  çatışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil Rahmi Bey ve İngilizler 'in Musul'daki siyaset temsilcisi Nowill'in yardım ve gayretleri ile bir ayaklanma için yoğun çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve Dahiliye nezaretlerine bildiren birlik komutanları gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek ve kendileri de üzerlerine düşen görevleri yaparak tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.

BAŞA DÖN

CUMHURİYET DÖNEMİ

Uzun süren savaşların yorduğu , maddi ve beşeri kayıpların had safhaya ulaştığı ve umutların tükenmek üzere olduğu bir anda , bu ulusun tarihte bir çok kere yaptığı gibi , tüm ulus kenetlenmiş ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde silkinerek, işgalciler tarafından  kendisine biçilen kefeni yırtmış ve modern Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Kayıtsız ve şartsız Halk Egemenliği ile taçlandırılan bu yeni dönem savaşın yaralarının sarılması, hızlı bir ekonomik kalkınma ve muasır medeniyet çizgisini aşmak için yoğun çabaların yaşandığı bir dönem olmuştur. Sosyal, siyasal ve ekonomik alanda yapılan reformlar,tarihten gelen “doğru” olanı çabuk özümseme yetisi ile halk tarafından özümsenmiş ve adeta toplumsal bir dönüşüm başarılmıştır.

Bu süreçte Malatya ‘da sosyal ve ekonomik alanda büyük gelişim göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsenen devlet eliyle kalkınma sürecinde Malatya ‘da yapılan kamu yatırımları Malatya ilinde sanayinin önünü açmış ve sanayicilere ufuk kazandırmıştır.

Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyetin ilanından sonra yurt çapında başlatılan ekonomik kalkınma faaliyetlerinin gelişimini incelemek üzere gittiği yerler arasında Malatya da bulunmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında ekonomik durumu sarsılmış olan Malatya'nın demiryoluna bağlanmış olması ticari kapasitesini artırmıştır. 1939 yılında Malatya Bez Fabrikası ve Tütün Fabrikası kurulmuştur. Bu sanayileşme çabaları sonraki yıllarda gelişerek devam etmiş,Malatya Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'nin kalkınma çabalarına paralel bir gelişme seyri göstermiştir. İftiharla belirtmek gerekmektedir ki; Malatya'da yetişen İsmet İnönü ve Turgut Özal gibi iki önemli şahsiyet cumhurbaşkanlığı makamına kadar gelebilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti ‘nin çağdaş vizyonunda belirleyici olmuşlardır. .

Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı olan İsmet İnönü, Cumhuriyetinizin kuruluş yıllarında önemli görevler üstlenmiştir. Ayrıca çok partili demokratik hayata geçişimizin mimarıdır.

Diğer cumhurbaşkanımız Turgut Özal, sosyal ve ekonomik alanda bir düşünce devrimi yaparak; Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecinde sıçrama yaratmış ve çağdaş ekonomik modelin uygulanması sonucu değişen çağa ayak uydurabilen Türkiye'nin uluslararası platformda yer ve rol almasını sağlamıştır.

BAŞA DÖN

EVLİYA ÇELEBİ'NİN GÖZÜYLE MALATYA

Havası ve Suyu: Suyu ve havası gayet latiftir. Denizde ve karada dolaşan seyyahların beyanına göre, havası Tebriz'in iç çekici havasına benzemektedir. Belki daha da üstündür. Havasının güzelliğinden halkı dinç, güçlü, kuvvetli ve rahatına düşkün ve güzel tenlidirler.

Bağları: Bağları Malatya'da 7 bin 800 bağ ve 600 bostan olup tapu defterinde ve sicilde kayıtlıdır.

Tarım ve Ürünleri: 7 türlü 7 taneli buğdayı olur, Benzeri meğer Harran'da ola... Arpası, pamuğu, çöpü ve ovalarındaki otlakları herkes tarafından aranılır. Bakla ve nohutu gayet meşhurdur. Sanayide beyaz pembe pamuk ipliği ve beyaz pembe pamuk bezi meşhurdur.

Sebzeleri ve Yemişleri: Dağlarında keremgüv adında kudret helvası olur. Allah'ın emri ile gökten yağar. Meşe ve pelit ağaçlarının yapraklarında bulunur. Bağırsakları temizleyen bir çeşit helvadır. Dağlarında mazı, kırlarında pazı ve ıspanak, lahana vs. sebzeleri boldur. 7 türlü ayvası, 20 türlü elması vardır. Kayısısı, dürbül üzümü ve kirazı çok meşhurdur.

Bağ ve Yaylaları: Çok meşhur bağ ve yaylaları vardır.

BATTAL GAZİ DESTANI ve BATTAL GAZİ DESTANININ (BATTALNAMENİN) ÖZETİ

BATTAL GAZİ DESTANI

Destanlar tarihin bir şey söylemediği tarihsel dönemlerin ışık tutan yegane kaynaklardır. Destanlar adeta milletlerin masallaştırdıkları tarihleri olup, yaşanan sosyal olayların bıraktığı izler zaman içerisinde, halkın muhayyilesi ile yoğrula yoğrula şekillenir. Zaman ve mekan bakımından değişikliğe uğrasa da toplum hayatında yaşananlara ait izleri hep muhafaza ederler. Destanlar ortaya çıktıkları dönemde halk değerleri içerisinde önemli yere sahip; meziyetleri(yiğitlik, mertlik) öne çıkararak , özellikle milletlerin tarihlerindeki “yeni Kuruluş” dönemlerinde hasımlarla yapılan mücadelelerde halkın birbiri ile ve vatanları ile kenetlenmelerine hizmet ederler. 

Battal Gazi ve destanı da bu bağlamda yani Anadolu‘nun Türkleştirilmesi ve  Müslümanlaştırılması döneminde Bizans’lılarla yapılan mücadelelerin ortaya çıkardığı kahraman ve bu kahramanın yiğitliğini anlatan hikayesidir.

Anadolu’ya Türk akınları 359 yılında Hun akınları ile başlamıştır. VII. Yüzyıl başlarında İslamiyetin doğuşu ile birlikte güçlenen İslam devleti Anadolu’ akınlar yapmaya başlamış, Abbasiler döneminde İslamı seçen Türklerden oluşturulan  İslam ordularının Anadolu akınları VIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşarak devam etmiştir.

1071 yılına gelinceye kadar Anadolu ‘nun doğu sınırları Müslümanlarla Bizaslılar arasınsa sık sık el değiştiren bölgeler olagelmiştir. Özellikle Tarsus-Malatya doğrultusunda çizilecek hattın kuzey ve güneyi büyük ölçüde devamlı mücadele sahası olan bir bölge idi.

İşte Battal Gazi destanı bu tarihsel bağlamda doğmuştur.  

Arap ve Türk edebiyatında özellikle halk romanlarındaki yiğit ve cengâver Battal Gazi ile eski adıyla Akroinon yeni adıyla Seyitgazi kasabasında büyük bir külliyenin içerisinde yatan Abdullah El Battal’ın aynı kişi olup olmadıkları kesin olarak bilinememekle beraber ;  Bu büyük destan kahramanının yaşayıp yaşamadığı hakkında her hangi bir münakaşaya lüzum görmüyoruz, zîra hem matbuatta, hem halk şiirinde hem de halk geleneğinde Battal Gazi yaşamış ve yaşamaktadır.

Seyyit Battal Gazi'nin yaşadığı hakkında en küçük bir şüphemiz yoktur. Ancak maceralarının bütünü doğru mudur? Bu soruya şöyle cevap vermekle yetineceğiz: Seyyit Battal Gazi, halk hikayelerinde ve yazarların çeşitli eserlerinde «Fevkal beşer» dediğimiz olağan üstü yetenek ve gücü ile tanıtılmış ve yakınlığı. olan bütün olaylar O'na mal. edilmiştir. Gerek manevi, gerekse maddi yönden O'nun varlığı büyüklüğü ortaya koyulmağa çalışılmıştır.

BATTAL GAZİ DESTANININ (BATTALNAMENİN) ÖZETİ

Bir gün Hz. Muhammed  ashabiyle otururken vahy gelmediğinden bahisle güzel mevzulardan konuşulmasını ister. Ashabdan Abdülvehhab, Rum vilayetinden bahseder. O anda gelen vahyde  bu vilayetin iki yüzyıl sonra Cafer adında bir yiğit tarafından Müslüman edileceği bildirilir. Hüseyin Gazi, peygamber soyundan bir kişidir. Malatya'ya yerleşmiştir Malatya'nın önde gelen kişilerindendir. Bir oğlu vardır ve adı Cafer'dir.

Hüseyin Gazi, bir av esnasında Rum beylerinden Mihriyayil tarafından hile ile öldürülür. Cafer genç bir delikanlı iken babasının katillerini öldürür ve Serasker olur. Bundan sonra Kayser ordularıyla yapılan iki savaşta Cafer üstün başarılar gösterir ve Malatya beylerinin güvenini kazanır.Kayser, Ahmer komutasındaki bir. başka orduyu Malatya üzerine gönderir. Cafer, Ahmer'le yaptığı ferdi mücadeleyi kazanır. Bunun üzerıne Ahmer, müslüman olur. Kendisine Cafer tarafından «AHMET» ismi verilir. Ahmet de Cafer' e «Battal» ismini verir.

Bu an dan itibaren Battal Gazi Bizanslarla girdiği sayısız savaşta gösterdiği kahramanlıklar destansı bir dille anlatılır.

Artık Anadolu’da müslümanlar açısından Bizans tehlikesi bertaraf edilmiş Battal gazi de Medine’ye yerleşmiştir. Ancak Battal Gaziden aman dilemiş Kayser Kanatur, Battala verdiği sözü unutur ve Malatya üzerine ordu gönderir. Ordu şehri yakıp yıkar Battal durumu işitince topladığı ordu ile Kayser ‘le savaşır. Kayser Nesih kalesine saklanır. Battal kaleyi kuşatır. Kale duvarının dibinde dinlenmek amacıyla uzanır ve uyur. Kaleden Battalın uyuduğunu gören Kayser ‘in kızı O’na aşık olur. Gelmekte olan Bizans ordusundan haberdar etmek için bir not yazar ve bu notu taşa sararak O’na atar.Uyandırmak için âşığı tarafından atılan taş Battalın başına değer ve Battalı öldürür. Prenses Battalın öldüğünü görünce kederinden kendi hançeri ile kendini öldürür. 

BAŞA DÖN

 

Kaynak:Malatya valiliği web sayfası

 

 TURİZM

Binlerce yıllık tarihi eserleri ve eşsiz doğal güzellikleri sunan turizm kenti... Kayısı, tekstil ağırlıklı sanayisi, dinamik ekonomisi, 800 bini aşan nüfusu, Türkiye'nin dört bir yanına açılan yolları, tarihi ve kültürel değerleriyle Malatya Doğu Anadolu'nun turizmde söz sahibi illerinden birisi olmak istiyor. Pütürge İlçesi Tepehan beldesi üzerinden ulaşılan Nemrut ile Eskimalatya ve Aslantepe ve Arkeoloji Müzesi'nde bulunan eserler kültür turizminin, zenginlikleri olarak dikkat çekerken; Sultansuyu, Karakaya Barajı ve Levent Vadisi doğa turizmi kapsamında Malatya'nın keşfedilmeyi bekleyen değerleridir.

Malatya'nın, Anadolu ile Mezopotamya arasında geçit veren yol güzergâhında olması, tarihin ilk çağlarından bu yana çeşitli medeniyetlerin, il ve çevresinde yaşamasına sebep olmuştur. Hitit, Asur, Med, Pers, Roma, Arap ve Bizans uygarlıkları Malatya'dan gelip geçmiş, son olarak Türkler bu bereketli topraklar üzerinde yerleşip, hüküm sürmeye başlamıştır.

Torosların devamı olan Beydağlarının çevrelediği Malatya'yı kıvrımlarla bölen akarsular ve dağ eteklerinden çıkan kaynak sularının bolluğu, yörede meyva bahçelerinin ve ova içerisinde yeşil bir örtünün yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Malatya'da, turunçgiller ve muz gibi az sayıda meyvenin dışında, hemen hemen bütün meyveler yetişmektedir. Dünyaca ünlü kaysısından kirazına, elmasından armuduna kadar her meyveyi yetiştirmek ve taze taze bulup yemek mümkündür. İşte Malatya'nın bu doğal güzelliği, topraklarının verimliliği ve tarihsel dokusunun yanı sıra, şehre 100 km. mesafedeki Nemrut Dağı'na bağlantısı turizm çekiciliğini arttırmaktadır.

DOĞAL GÜZELLELİKLER VE MESİRE YERLERİ

Orduzu Pınarbaşı

Orduzu Pınarbaşı, Malatya merkezinde adı en çok bilinen mesire yeridir. MalatyaElazığ karayolu üzerinde, merkeze 5 km. mesafede Bahçebaşı (Orduzu) semtinde kaynak sularının önüne set çekilerek bir gölet oluşturulmuştur. Yamaçları çam ağaçlarıyla çevrili olan bu yer yaz aylarında şehir halkının dinlenme yeridir. Yazın sıcak günleri Malatyalılar ve zaman zaman da dışarıdan gelenler Pınarbaşı'na akın eder ve göl kenarında piknik yapıp dinlenirler. Yazlık gazinolar, Malatya Belediyesi tarafından göl kenarında yaptırılan dinlenme tesisleri ve Mişmiş park'ta inşa edilen Kayısı Fuarı alanı Orduzu Pınarbaşı'nı, kentimizin en gözde dinlenme alanı haline getirmiştir. Ayrıca, yörenin güzelliği ve sakinliği göz önüne alınarak, buraya Malatyaspor Kulübü, Spor Kompleksi ve yüzme havuzu yaptırmıştır. Futbolda kentimizi temsil eden Malatyaspor, yıl boyunca söz konusu tesislerden yararlanır. Kompleksteki çim saha, Malatyaspor tarafından antrenman alanı olarak kullanılırken, toprak saha amatör takımların

hizmetindedir. Ek olarak, açık yüzme havuzu yaz aylarında yüzme müsabakalarına sahne olduğu gibi, halkın kullanımına da sunulur.

Horata

İl merkezine 5 km. mesafedeki Konak Kasabası'nda, Beydağ’ının eteklerinde çıkan Horata suyunun çevresinde bir mesire yeridir. Yaz aylarında kent merkezinden Horata'ya akın eden Malatya halkı, durgun, temiz ve soğuk suların yanında dinlenme fırsatı bulmaktadır.

Gündüzbey

Malatya'ya 8 km. uzaklıktaki Yeşilyurt İlçesi'nin kasabası olan Gündüzbey, Derme Deresi'nin kaynak yeridir. Yeşile bezeli doğal güzellik, suyun bolluğu ve kasabanın sakinliği halkın ilgisini çeker ve yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrar. Kasaba içindeki ve yakınındaki parkların yanı sıra, Kapılık adıyla bilinen mevki görülmeye ve dinlenmeye değer yerler arasındadır.

Davullu Pınar

Yeşilyurt ilçe merkezine 2 km. mesafedeki Taftacık mevkiinde kaynak sularının kayaların arasından çıkıp dereye karıştığı bir dinlenme yeridir.

İnek Pınarı

Yeşilyurt İlçesindeki İnek Çayı'nm kaynağındadır. İlçeye 5 km. mesafede, Kadir Uşağı köyüne giden yol üzerindeki, Altmalı mevkiindedir. Doğal güzelliği, sakinliği ve yöredeki meyve bahçelerinin bolluğu, İnek Pınarı'nı görülmeye değer kılar. İnek Pınarı, yaz aylarında ilçedeki vazgeçilmez piknik yerlerinden biridir.

Sürgü  Takas

Doğanşehir llçesi'nin, Sürgü Kasabası'nda kaynak sularının çıktığı Sürgü Vadisinde yer alır. Malatya'ya 70 km. mesafededir. Asfalt yol ile ulaşılan mesire yeri bol, temiz ve soğuk sulu Takaz kaynağının oluşturduğu doğal bir akvaryum görünümünde olup, alabalık üretme tesisleri de bulunmaktadır.

SürgüTakaz, halkın, piknik için ilgisini çekerken, yöreyi ziyaret edenler, lezzetli alabalıkların tadına bakmaktan geri kalmazlar.

Sulu Mağara

Doğanşehir İlçesi, Polat Kasabası'na 6 km. mesafede olup, mağara içerisinde sarkıt ve dikitler mevcuttur. Görülmeye değer doğal bir mağaradır.

Günpınar Şelalesi

Darende Ilçesi'nin 10 km. batısmdadır. Günpınar Çayı, kaynağından çıktıktan sonra kayalar arasında oldukça yüksek bir düşüş yapar. Şelalenin çıkardığı ses, toz halinde çevreye yayılan su zerreciklerinin kayalar üzerinde akışı izlenmeye değer görüntüler ortaya çıkarır. Şelalenin çevresini kaplayan ağaçlar, Günpınar'ın görünümünü daha da muhteşem hale getirir. Şelale, her yıl çok sayıda ziyaretçinin akınına uğramaktadır. Günpınar'ın çevre düzenlemesi Özel İdarece yaptırıldıktan sonra, şelalenin cazibesi daha da artmış bulunmaktadır.

Somuncu Baba ve Çevresi

Darende ilçesi, eski Darende mevkiinde yer alan Somuncu Baba Camii önünde bulunan balıklı havuzu, balıkların çıktığı kuyu ile, caminin hemen yanında akan Tohma suyunun geçtiği vadi ve Tohma kenarındaki Kudret hamamı görülmeye değer yerlerdir.

Yukarıda sayılanların dışında, Arguvan ilçe merkezine 10 km. uzaklıktaki Kızık Köyü'nde bulunan, Balıklı Çeşme ile Bemara Çayı'nın geçtiği yeşilliklerle örtülü vadi, ilçenin 3 km. uzağındaki Dolaylı Mahallesi'nde Büyük Bağ adındaki su başı ile Gürge Köyü'ndeki Deliklitaş Arguvan Ilçesi'nin; Güzelyurt, Ilıcak, Uğurpınar, Şıp Şıp, Zurbahan ve Yücekaya Hekimhan ilçesinin mesire yerleridir.

İÇMELER VE DAĞ TURİZMİ İMKANLARI (DOĞAL ŞİFA MEKANLARI)

İspendere İçmesi

MalatyaElazığ yolu üzerinde Malatya'nın 28 km. doğusunda İspendere köyündedir. içme, ağaçlar arasında açık bir alanda olup, üç kaynaktan çıkan su hem içme, hem de banyo yapma amaçlı kullanılmaktadır. Suyu; sindirim sistemi, idrar yolları ve karaciğer hastalıklarına iyi gelmektedir, il Özel idaresince yaptırılan bir motel ve gazinosu mevcuttur.

Balaban İçmesi

Darende ilçesi, Balaban bucağına 1 km. uzaklıktadır. Mide, böbrek rahatsızlıkları ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.

Harap Şehir İçmesi

Doğanşehir ilçesindeki bu içmenin suyu, idrar yolları hastalıkları ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.

AV TURİZMİ VE BALIKÇILIK

Malatya'da kara avcılığının yanı sıra, Karakaya Baraj Gölünde su ürünlerinin yetiştirilmesi, balıkçılığın gelişmesini sağlamıştır. Kara avcılığı, keklik avına dayanır, ilin her bölgesinde dağlık ve meşelik kesimlerdeki kekliklerin bilinçsizce avlanması, bu hayvanın sayısında azalmaya yol açmıştır. Arapgir ve Pütürge ilçesinde yaban domuzu ve tavşan avlanması da yapılmaktadır.

Su avcılığı için Fırat Nehri, Tohma Çayı ve Karakaya Baraj Gölü'nden yararlanılmaktadır. Söz konusu yerlerdeki avcılık, yöre insanına ekonomik katkı sağlamaktadır.

Gençlik, Spor ve Kongre Turizmi

Amatör spor ve halk oyunları çalışmalarının yoğunlaşması, bölge ve Türkiye birinciliklerinin zaman zaman Malatya'da yapılması gençlik turizmine hareket katmaktadır.

Ayrıca, inönü Üniversitesi'nce 2224 Ekim tarihleri arasında düzenlenen "Battal Gazi Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu" ilde kongre turizmine katkıda bulunmaktadır.

YÖRENİN DİĞER ÇEKİCİLİKLERİ

Kent ve ilçelerinin doğal güzelliğinin yanı sıra, kültürel ve tarihsel eserler ile bazı yerler, turistik açıdan öneme sahiptir ve ilgi çeker. Ancak şu bir gerçektir ki, ülkemize her yıl önemli bir girdi sağlayan turizm sektöründe Malatya adına ilginin kaynağı tartışılmaz biçimde Nemrut Dağı ve bu dağdaki açık hava mabedinde sergilenen eserlerdir. Nemrut'u Battalgazi Ilçesi'ndeki eserler izler.

Aslantepe

Malatya'nın 6 km. kuzeydoğusunda Orduzu'da bulunan yığma toprakla meydana getirilmiş on höyükten biridir. M.Ö. 19001200 yılları arasında yaşamış bir Hitit yerleşme yeridir. Atatürk'ün emriyle burada 1933 yılında Fransız I. Delaporte, 1948 yılında C.Schaeffer ve 1962 yılında italya F. Meriggi ile M.Puglisi tarafından kazılar yapılmıştır. Bu kazılar sonunda ilk eski tunç çağı, Hitit İmparatorluk çağı, Hellenistik Çağ, Roma ve Bizans olmak üzere çeşitli kültür tabakalarına rastlanmıştır. Burada Hitit ve Asur hükümdarlarına ait saray kalıntıları, kabartmalar aslan heykelleri ve süslü vazolar bulunmuştur. Bu eserlerin çoğu Ankara Arkeoloji Müzesine götürülmüştür.

NEMRUT DAĞI

Nemrut Dağı Adıyaman'ın Kahta ilçesi ile Malatya'nın Pütürge ilçesi sınırlarının kesiştiği 2150 metre yüksekliğinde olan bir dağdır. Bu dağ Malatya'ya 94 km. mesafededir. İlk bakışta dağın doruğu gibi görülen tepe, tahminen 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapında bir höyüktür. Bu höyüğün doğusu ve batısında Kommagene kralı I. Antiochos tarafından yaptırılmış çok ilginç heykeller ve tapınak bulunmaktadır. Birbiri üzerine yığılan taşlarla meydana getirilmiş höyük çağımıza ulaşabilmiş ender hazinelerden birisidir. 1953 yılından itibaren Connecticut American School Of Orient Research adına Theresa Goel tarafından yapılan araştırmalara göre, tümülüs topraktan yapılmamış, yumruk büyüklüğünde kırılmış taşlardan meydana gelmiştir. Bu höyüğün altında kral I. Antiochos'un mezarının olduğu sanılmaktadır. İşte bu önemli fark onu diğer tümülüslerden ayırır. Doğu, batı ve kuzeydeki üç teras kayalar içine oyularak yapılmıştır. Doğu terastaki eserler mimari ve heykeltraşlık yönünden çok ilginç ve ilk çağ sanatını yansıtmasıbakımından çok önemlidir. Batı kısmındaki dev heykeller, doğuda, piramidal ve taht altları, kuzey ve güneyde alçak duvarlar uzun bir şekilde devam eder.

Antiochos'un pers tipli ve giysili röliyefi vardır. Ayrıca Makedonyalı atalar tasvir edilmiştir. Kabartmaların ön kısımlarındaki kişi adları kazıldığından önemli oranda tahrip olmuştur. Bu parçaları toplayan Prof. Friedrich K. Dömer üzerinde çalışıp, Kommagenelilerin ana tarafı Slevkoslar-Makedonya, baba tarafı Pers yönünü bulmaya çalışmıştır. Doğu terastaki anıtlar büyük zorluklarla yapılmış olup, doğu kültür ve sanatının önemli temalarını yansıtmaktadır. Bu heykellerin yükseklikleri 8-10 metre arasında değişmektedir. Blok halinde 8 yontma taşın üst üste konulmasıyla meydana getirilmiş tahtların arkasındaki yazılar bugün bile kral I. Antiochos'un tanrıları ve buyrukları hakkında bilgi vermektedir.

Heykellerin üzerindeki yazılara göre, soldan sağa doğru, şu şekilde bir sıralama görülür: 1. Apollon (Güneş Tanrısı), 2. Fortuna (Bereket Tanrısı), 3. Zeus (Baş Tanrısı), 4. Herakles (Kudret Tanrısı), 5. Kuzey başta Kommagene'nin ilk kralı I. Antiokhos (M.Ö. 69-38). Bu tanrı ve tanrıça heykellerinin iki yanında doğuya özgü bir kartal ve arslan heykeli kuvvet ve kudret simgesi olarak yerleştirilmiştir. Büyük İskender çağından itibaren antik Pers ve yakındoğu inançlarının birleştiği yer olması bakımından doğu ile batının bir köprü niteliğini taşımaktadır. Bu eserler son Hellenistik çağı sanatının Anadolu'ya özgü eşsiz belgeleridir. Tanrıların elbiseleri Kommagene ülkesine özgü ve

Pers etkisiyle yapılmıştır. Anıtların yan ve arka taraflarındaki yazılarda kralların doğum günleri, doğum günlerinde yapılanlar, emirler, ülkenin yönetimi ve idari kanunlarıyla ilgili yazılardır. Batı terasta bulunan aslan kabartması çok ilginç bir şekilde işlenmiştir. Bir varsayıma göre bu bir astronomi dönemini simgeleyen aslan kabartmasıdır. Aslan kabartmasının bedeninde 19 yıldız, çenesinin başladığı yerde hilal şeklinde bir ay vardır.

 

"Dünyanın 8. Harikası" nitelemesini hakeden Nemrut Dağı, Commagene Kralı I. Antiochos tarafından yaptırılmış bir açık hava mabedidir. Mabedde yer alan tanrı heykelleri ve kralın anıt mezarı olduğu tahmin edilen tümülüsün bulunduğu Nemrut Dağı, Malatyave Adıyaman il sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Güneydoğu Toroslarm (Tümülüsle birlikte 2.150 metre) en yüksek noktası olarak kabul edilen zirvedeki arkeolojik kalıntılar, sadece ülkemiz bazında değil, dünya bazında da büyük öneme sahiptir. 19601ı yıllara kadar zirveye herhangi bir motorlu araçla ulaşmak mümkün değildi. O yıllara dek Nemrut'a ancak yürüyerek veya at sırtında ulaşmak mümkündü. Sonraları, Malatya ve Adıyaman tarafından ayrı ayrı, yapılan yollar, zirveye minibüs, taksi gibi araçlarla ulaşmayı mümkün kıldı.

Tümülüsün yapımıyla oluşturulmuş 50 metre yüksekliğindeki tepe, onlarca kilometre uzaktan bile görülebilir. Uzaktan bakıldığında tepe, ucu sivriltilmiş bir kalem ucu görüntüsü vermektedir. Bu tepenin altında kral ve yakınlarının mezar odaları ile hazinenin olduğu ortaya atılmışsa da, şimdiye kadar yapılan çalışmalarda henüz böyle bir şeye rastlanmamıştır. Tümülüs, baş ve kafa büyüklüğündeki taşlarla kapatılmıştır. Taban yarıçapı 1.50 metre olan tepeyle birlikte, Nemrut Dağı 2.150 metreye kadar yükselir.

Nemrut Dağı'na Mayıs ve Kasım ayları arasında ulaşılabilir. Diğer aylarda, yöreye özgü iklim koşulları ve coğrafya nedeniyle, dağa gidilmez. Bu aylarda karla dolu yollar ve dağlar geçite izin vermez. Dağın eteğinde Malatya Valiliğince yaptırılan 40 yataklı Güneş Otel, ziyaretçilere turizm sezonu boyunca hizmet verir.

Nemurt Dağı, sadece heykeller ve röliyefleri görmek için ziyaret edilmez. Güneşin doğuşu ve batışı, yörenin diğer çekiciliğidir. Akşam bulutların arasında yavaş yavaş kaybolan, sabah ise tersini yaparak yükselen güneş, izleyicilere unutulmaz dakikalar yaşatır ve karelerce film harcatır. Acele etmeden, yavaş yavaş yüzünü gösteren güneşin ışıkları çevresinde, aylara göre değişen, renk cümbüşleri oluşur. Bazen inanılmaz güzellikteki rengin adı mor olur, bazen kızıl, bazen de menekşe... Gece vakti, güneş battıktan sonra, bu kez ay sahneye çıkar. Eğer ay yüzünü tamamıyla gösterdiği bir dönemde ise, yani dolunaysa, zirveden bakarak Adıyaman, Malatya, G. Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa'yı kıvrıla kıvrıla kateden Fırat'ı seyretmek apayrı bir zevktir.

M.Ö. I. yüzyılda Commagene Krallığı'na hükmetmiş, I. Antiochos tarafından yaptırılan heykeller, tanrıları simgeler. Nemrut'un kalıntıları yapımından sonra, yüzyıllar boyu yalnızlığa terkedilmişlerdir. Sadece Dutluca, Harik, Gerger, Pütürge gibi yörelerden gelen avcılar ve çobanlar haberdar olabilmişler ve bunlar, günümüzden yaklaşık 150 yıl önce askeri amaçlarla yöreyi gezen, Prusyalı subaylar Helmut ile Moltke'yi kalıntılardan haberdar etmişlerdir. Sonrasında Nemrut Dağı zirvesindeki heykel başlarından tüm dünya haberder olmuş, araştırmalar, kazılar birbirini izlemiş, Nemrut ile ilgili bir yığın bilgi ortaya çıkarılmıştır.

Zirvedeki Arkeolojik Eserler

Törenler için kullanılan yol, zirveye güneyden ulaşır. Platformlar kuzey, batı ve doğu'da yapılmıştır. Zirveye kadar gelip aracınızdan indiğinizde, zirveye doğu, batı ve kuzeyden ulaşabilirsiniz. Batı ve doğu platformlarında yan yana konulmuş tahtlar bulunur. Yıllar önce tahtların üzerinde Kral Antiochos ve tanrıların heykelleri bulunmaktaydı. Sonrasında heykeller tahtlarla birlikte yıkıldı. Ayrıca, geriye kalan başlar koptu.

Heykeller birbirinin üzerine konulmuş sekiz mermer bloğundan oluşur, tik iki blok baş, üçüncüsü omuz, dördüncüsü bel ve göğüs, beşincisi kalça, altıncısı baldır ve taht, yedincisi ayak ve baldırın arka bölümleri ve son olarak sekizincisi tahtların ayağıdır.

Heykellerin ve tahtların yapımında kullanılan beyaz mermerler 30 km. mesafedeki Gerger'den, röliyeflerin yapımında kullanılan siyah mermerler ise 5 km. uzaklıktaki Karabela'dan getirtilmiştir. Heykeller doğu ve batı platformlarında simetrik olarak yan yana dizilmişlerdir. Bu heykeller şunlardır:

Herkül: Yunan Mitolojisinde yarı insanyarı tanrı bir karakter.

Artragenes: Mitolojide savaş tanrısı.

Ares: Pers tanrısı.

Kral I. Antiochos: Kral kendisini tanrı sayardı. Bu nedenle heykelini eril ve dişil tanrı heykellerinin arasına koydurdu.

ZeusOramasdes (Ahuramazda): Bu tanrı, Pers ve Yunan uygarlıklarındaki belli başlı bütün tanrıları semebolize eder. Bu heykelin başı, en büyük Zeus heykel başlarından biri olarak bilinir.

Fortuna: Şans ve kader tanrıçası. Bu heykelin başı sebze ve meyve figürleriyle süslenmiştir.

Apollo: Mitra, Helio ve Hermes karışımı güneş tanrısı. Bunların yanı sıra, heykellerin hemen yanında kartal ve aslan heykelleri mevcuttur. İnanışa göre, kartal gökyüzünden, aslan ise yeryüzünden gelecek tehlikeleri savuşturacaktı.

Ayrıca, güney platformda Pers Kralı Darius'a ait bir portre bulundu. Kralın annesine mi, yoksa karısına mı ait olduğu belirlenemeyen bir portre de doğu platformda bulundu. Antiochos'un anne tarafından Büyük İskender’e, baba tarafından Darius'a dayandığı söylenir. Bu yüzden heykellerin tamamında Pers ve Yunan etkileri gözlenir. Bazı tanrı başları taçla süslenmiştir.

Kitabeler

Heykellerin önünde birer kitabe vardır. Kitabelerde 5 cm. uzunluluğunda Pers ve Yunan dilinden yazılara rastlanır. Bunlar Kralın doğum gününü, başarılarını ve yasalarını anlatır. Bir kitabede Antiochos, "dinine bağlı olduğunu göstermek için bütün bunları yaptırdığını ve bu kutsal huzur tören yerinin zaman içerisinde asla zarar görmeyeceğini" anlatırken, bir başkasında "halkının doğum günlerinde buraya gelip dans etmesini" ister.

Röliyefler

Zirvede ilginç denebilecek röliyefler (kabartma) de mevcuttur. Bazıları kralın tanrılarla el sıkışmasını gösterir. Tanrılarla el sıkışma ve aslan heykelleri Hitit etkisinin varlığını gösterir. Özellikle, kuzey platformunda birçok aslan ve kartal heykeli vardı.

Boyutları 1.75 X 2.40 olan aslan kabartmaları tarihteki en eski burçlardan biri olarak kabul edilir. Göğüs ve çene arasında bir hilal, 19 yıldız ve vücudun değişik bölgelerinde üç Yunanca harf (Jüpiter, Merkür ve Mars'ı simgeleyen) vardır. Başlangıçta bu sembollerin anlamı bilinmiyordu. Brown Üniversitesi'nden Otto Nongrtovver, uzun araştırmalar sonrası, kabartmaların esrarını çözdü. Ona göre, M.Ö. 62 yılını gösteren bu semboller, Kral Antiochos'un tahta çıktığı ve tapmağı bu tarihte yaptırmaya başladığını gösteriyordu.

Yukarıda, hakkında özet bilgi verilen Nemrut Dağı, günümüzde birçok turistin ilgisini çekmektedir. Mart ayından başlayarak Nemrut'a Malatya'dan ulaşmak mümkündür. Malatya Nemrut arasındaki Pütürge ilçesi üzerinden giden yol, Mart ayında dağa 10 km. mesafadeki Büyüköz  köyüne kadar ulaşır. Büyüköz'e kadar araçla gelen turistler, yollarına at sırtında devam ederler. Çünkü, yol halen karla kaplıdır. Nisan ayından başlayarak Nemrut Dağı'nın girişine kadar gitmek  Malatya tarafından sorun değildir. Kasım ayma kadar Nemrut için ziyaretçi akını başlamıştır. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan tutun Avrupa ülkelerine kadar, hatta haritada gösterilmesi güç, ismini çoğu kimsenin bilmediği ülkelerden bile turist gelmiştir. (Örneğin, 1995 yılında Makao'dan ziyaretçi gelmiştir. Bu ülke, Çin'in güneyinde, HongKong'a yakındır).

Nemrut en yoğun ilgiyi, gezipgörmeyi adeta meslek haline getirmiş, kendilerine "backpacker" denen sırt çantalı turistlerden görür. Yanlarına gezdikleri ülkelerle ilgili bilgilerin yer aldığı kitaplardan tutun çadır malzemelerine kadar herşeyi alan bu tür turistler, Turizm îl Müdürlüğü'nün öncülük ettiği "organize turlar" sayesinde Nemrut'a gider ve dönerler. Seyahat acentalarının organize ettiği gruplara dahil olan turistler, backpacker'lar kadar yoğun sayıda gelmezler. Turistler Nemrut ziyaretlerinden ve Malatya'da gördükleri konukseverlik ve ilgilerden o kadar memnun kalırlar ki; bugün Avrupa'da yayınlanan birçok rehber kitapta kentimizden övgüyle bahsedilmekte, turistlerin Nemrut ziyareti için Malatya'yı tercih etmeleri önerilmektedir. Bu "memnun ayrılan bir turist bin turist demektir" sloganının çarpıcı örneklerinden sadece bir tanesidir.

Niçin Dağ Başı

Altaistik kültürlerde dağ kültürü özel bir öneme sahip olup, yüksek dağlar kutsal sayılır. Ona ulaşmak zordur. Bu inanca dayanarak Antiokhos mezarını ve tanrı heykellerini buraya yaptırmıştır. Bu Anadolu'nun eski inançlarından biridir. Kommagene krallığının üstünlüğü siyasal alanda olmayıp, ekonomik ve kültürel alanda olmuş ve doğu kültürünü batıya benimsetmiştir. M.O. 325-261 yılları arasında yaşamış Kommagene kralı I. Antiokhos kendisine tanrısal bir hava vermek için ulaşılması zor bir tepeye kutsal anıtlar yaptırmış, heykellerin sol kısmına yazdırdığı Grekçe kitabe ve ayrıca düzgün ve açık hatlarla yapılmış portreli kolossal taşlar ile bunu hissettirmiştir. Kommagene isminin nereden geldiği bilinmemektedir. Kommagene krallığının tarihi  konusunda da fazla bir bilgi yoktur. M.Ö. 69'da I. Antiokhos Romalı general Luculus'a yenilmiştir. Bu kral hatırasını ebedileştirmek için Nemrut Dağı'nın tepesine büyük bir mezar anıtı ile tapınaklar yaptırmıştır.

Battagalgazi (Eskimalatya) İlçesi

Malatya'da turizmin ilgi odaklarından bir tanesi de Battalgazi ilçesinde yer alan eserlerdir. Bilindiği gibi Battalgazi halk arasında "Eskimalatya" adıyla anılmaktadır. Kuşkusuz bu tanımlama yersiz değildir. Roma döneminden 1838 yılına kadar Malatya halkı kent merkezi olarak bugünkü Battalgazi İlçesini seçti, "Aspuzu Bağları" denen günümüz Malatyası yazlık olarak kullanıldı. Söz konusu tarihte yapılan Nizip Savaşı nedeniyle Doğu Anadolu Kuvvetleri Komutanı Hafız Ahmet Paşa, orduyu Elazığ'dan boş olan Eskimalatya'ya getirdi. Aspuzu'ya yazlık için giden halk, ordu Eskimalatya'da kışlayınca dönemedi ve binaların tahtalarına kadar yakarak kente büyük zarar verdi. Böylece Yeni Malatya kentinin temelleri atılmış oldu. Malatya halkı, tarihin çeşitli dönemleri değişik uygarlıkların hükmü altında yaşarken, Eskimalatya'da çeşitli eserler inşa edildi.

Ulu Camii ve Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı bunlardan en önemlileridir. Camii Kebir olarak da anılan Ulu Camii ilk kez 7. yüzyılda Araplar tarafından yaptırılmıştır. Türkiye'de yaptırılan ilk camii olduğu sanılmaktadır. 1224 yılında Selçuklu Emiri Sabahattin İlyas tarafından yeniden yaptırılmış, Memluk ve Osmanlılar döneminde onarılmıştır. Cumhuriyet döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce de onarımı yaptırılmıştır. Camii süsleme sanatının güzel örneklerine sahiptir. Kapı kemeri, büyük kubbe ve kasnağındaki işlemeli taş oyma motifleri, beyaz, siyah, lacivert, yeşil ve firuze renkli çini mozayikler ilgi çekicidir.

Eski Malatya'da turistlerin ilgisini çeken diğer eser Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı'dır. 1632 yılında Silahtar Bosnalı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Karakaya Baraj Gölü

Büyük bir bölümü Malatya sınırları içinde kalan Karakaya Barajı Göl alanı'nda, Malatya Valiliğince Kırkgöz Köprü mevkiinde yaptırılan turistik tesisler ve feribot işletmesi çalışmaları ile ilde göl turizmine canlılık katılmıştır. 1993 yılından başlayarak Valilik, mahalli imkânları kullanmak suretiyle, Kırkgöz köprüsünden başlamak üzere Kömürhan karayolu köprüsüne kadar devam eden kıyı boyunca bir sahil yolunun yapımı çalışmalarına başlamıştır. Bunun dışında, baraj kıyısında Turizm Bakanlağınca Turizm Geliştirme Planları yapılmış olup, arazi mülkiyet tespiti gerçekleştirilmiştir.

 

 MALATYA'DA KÜLTÜR

MALATYA'DA KÜLTÜR, FOLKLOR VE EL SANATLARI

KÜLTÜR

Malatya tarih boyunca çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Aslantepe, Nemrut Dağı, Fırıncılar Höyük, Bayramtepe Höyük, Ören Höyük, ikinciler Höyük, Aslantaş, Kağköy Kaya Kabartmaları, Levent Vadisi, Ansur ve Kaletepe Höyük görülebilecek arkeolojik alanlardır.

HALK OYUNLARI

Malatya, halay bölgesinde yer alır. Ancak, halay dışında oyunlara da rastlanmaktadır. Diğer illerde yapılan kültür alışverişi sonucu oyun çeşitleri artmıştır. Örneğin, Elazığ'da delilo, Adıyaman'da beşayak, papurinin ise Bitlis'te oynandığı görülür.

Halaylar, davul-zurna eşliğinde oynanır. Yörede halay çekmeye "Dillân Çekme" denilir. Beş kişiyle oynanan halayın başını çeken oyuncuya "halay başı" sonundaki oyuncuya "Pöççü" denilir. Her ikisi de elinde mendil bulundurur.

Çalgı olarak; davul, zurna, kaval başta olmak üzere bağlama, cümbüş ve darbuka çalınmaktadır. Arapgir ilçesinde klarnet daha yaygındır. Diğer taraftan halayların yanısıra toplu oynanan ve törensel bir karakter arzeden semahlar vardır. Malatya ve çevresinde Hızır Semahı, Bozok Semahı, Demdem Semahı, Arguvan Semahı, Kırat Semahı oynanmaktadır. Kına havası olarak bilinen "Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter" türküsü genç kızlar ve kadınlar tarafından kına yakılırken oynanır.

Malatya'da oynanan oyunlarda giysiler bu yöreyi tamamen yansıtmaz. İlçeler arasında değişik giysilere rastlanır. Genellikle halk oyunlarında, erkekler başlarına "Küm" denilen ak işlemeli "Papak" takarlar, Ancak, zaman zaman oyunlarda erkeklerin başı açıktır.

Bayanlarda başta "Küllük" adı verilen etrafı altın liralarla çevrili fes, fesin üstüne "Pusu" takılır. En üstü ise dolak, ya da yazma bağlanır. "Şalvar", "Üç etek" ve üç eteğin üzerine bernavile denilen önlük giyilir. Bele sarılan renkli şalın kenarına beyaz ve kırmızı renkli mendil takılır. Ayakta ise nakışlı çorap ve siyah renkli yemeni bulunur.

Oyunların başlıcaları şunlardır:

Ağırlama (Grani, Ağır, Ağır Malatya)/Alkışta (Arkuşta, Yarkutta, Halkuşta, Harkuşta)/. Aşırma Halayı / Arapgir Halayı/Bapuri (Papuri, Papori, Pagpuri)/Berde/Başayak Halayı/Çarşı Su Halayı/Cezayir

Oyunu/Çeçer/Dillan/Değirmenci Halayı/Delilo Halayı/ Gelin Halayı (Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter)/Gerzani Halayı/Gezinti/Güvenk (Kevenkj/Güzeller (Nâri)/Hem Hime (Hımhime)/Heyhat/Hoplama/Halayı/Hoşgeldin/ Karahisar Halayı/Keçike (Koçike), Keçikey, Lorke, (Lorki) Halayı/ Kemaliye Tamzarası/Kırıkhan/Kol

GELENEKSEL GİYİM

Kültürel hayat içerisinde, giyim-kuşam bölgeye yönelik özelliklerle biçimlendirilmiştir. Cumhuriyet dönemiyle beraber erkek kıyafetinde değişmeler olmuş, kadın kıyafeti ise ağır bir gelişim göstererek, sosyal yapıdaki değişmelere ayak uydurarak bir gelişim yaşamıştır. Geleneksel giyimde pamuklu, yünlü dokumalar ağırlık taşımaktadır. Ev tezgahlarında dokunan "Arapgir Kemhası", culfa tezgahlarında dokunan şalvarlıklar, abalar, göyneklikler giyimin ana malzemeleri olmuştur, il merkezine en yakın Yukarı Banazı, Yakınca (Kilayik), Gündüzbey, Barguzu, Yeşilyurt (Çırmıhtı) gibi yörelerde dokunan kalın peştemal, çinko peştemel kadın giyiminde 1975'lere kadar kullanılmıştır. Günümüzde az da olsa devam edegelmektedir. Özetle, geleneksel giyim ve kuşamda mahalli dokumalar, çubuklu keten, keçi kılı kumaşlar kullanılmıştır. Çinko denilen ince dokumalı peştemallıklar, akkaralı, damalı alaca çarşaflar ile pazen, keten ipekliden çıbın, yine peştemal olarak da "Bervanik" yaygın olarak giyimde görülmüştür. " Giyimi tamamlayan bir unsur olarak da işlemeli (Nakışlı) çorap giyilmektedir. Günümüzde ise kıyafetler, günlük çağdaş giyimin özelliklerini yansıtmaktadır.

a) Geleneksel Erkek Giyimi:

Şalvar, gömlek, yelek, belkuşağı, nakışlı çorap, ayakkabı olarak da siyah renkli yemeni yörenin erkek giyimini oluşturur.

b) Kadın Giyimi:

Kadınlar; başa "küllük" denilen ve keçeden yapılmış, çene altından "Sakındırak" adı verilen "fes" giyerler, iple tutturulan fesin üst tepesine "tepelik" adı verilir. Bunun üzerine gümüş veya bakırdan yapılan işlemeli ince bir tabaka yerleştirilir. Bazan tepelik denilen bu bölümün ön kısmına bir sıra altın da dizilir. Tepeliğin üzerine yazma veya siyah beyaz ve mor renkli "poşu" ince bir kasnağa geçirilerek oturtulur. Uçlar, arkadan bağlanır, küllüğün üzerine 1 -1.5 metre ebatlarında beyaz ince tülbentten yapılma "İzar" örterler. Sırt tarafına gelen kısım ise uzun bırakılır ve bel hizasını geçer.

GELENEKSEL EL SANATLARI

Yöreye yönelik el sanatları, günümüzden 25-30 yıl öncesine kadar canlılığını sürdürürken teknolojik gelişmeler ve değişen ihtiyaçlar sonucu unutulmaya, hatta kaybolmaya yüz tutmuştur. Özellikle küçükbaş hayvancılıkla uğraşılan köylerde halı, kilim ve heybe dokumacılığı yapılmaktadır. Yine bazı köylerde geçmişte yaygın olan culfa dokumacılğı ve çarpana dokumacılığı bugün özelliğini kaybetmiştir. Bakırcılık sınırlı olarak sürdürülürken; ahşap oymacılığı, arabacılık, semercilik, yemenicilik gibi iş kolları kalkmıştır. Bunlardan sadece semercilik alanında birkaç usta mesleğini sürdürmeye çalışmaktadır. Kuyumculuk alanında önceleri önemli bir yeri olan Halep işi, Şam işi diye bilinen bilezikler ile hap denilen burmalı inci gerdanlıklar şimdi önemini kaybetmiştir. Ağaç işleri olarak; Malatya konaklarında ahşap oyma süslemeleri ile birlikte diğer ağaç işleri kullanım sahası yaygın bir görünüm arz ediyor. Tahılların saklanıp korunduğu üç bölmeli "Ambar", yemeklerin saklandığı tel dolaplar, içi oyuk yayık olarak kullanılan güğüm, tekneler, yün çıkrıkları, harman savurma makineleri, kaşıklar, yine harman savurma makineleri, kaşıklar, yine harman savurmada kullanılan yaba, ahşap işlemeli kahve ve tahıl havanları, ocak davlumbazları bulunmaktadır. Bugün bunlar önemini yitirmiştir.

Geçmişte yaygın bir fonksiyonu yerine getiren Bakırcılar Çarşısı günümüzde hediyelik eşya yapımına yönelmiştir. Bugün bakırın kullanım alanı yerine porselen, çelik, alimünyum, cam eşyanın yaygınlaştığı görülmektedir.

Daha yakın yıllara kadar teşt, kazan, (don kazanı, bulgur kazanı, kuşgana, cıngırlı kazan), sitil, sini (büyük sini, orta sini, tepsi) çeşitli boyutlarda tas, sehen (tabak), ibrik, eleğeni yapıldığı görülmüştür. Bunlar; Selçuklu, Osmanlı bezekleriyle bezendiği, stilize edilmiş çiçek ve geyik, karaca, kuş motifleriyle süslenmiştir. Çömlek eşyalar olarak kırmızıya çalan topraktan fırınlanarak yapılan su testileri, içi yayvan tavalar, tencereler görülmektedir. Bu meslek dalı da günümüzde tamamen fonksiyonunu yitirmiştir.

Ahşap kalıplar yapılan bez ve kumaş baskıcılığı olarak çit baskıcılığı, perde, sofra bezi, yazmacılık gibi zenaat kolu Malatya ve Arapgir ilçesinde yakın yıllara kadar önemini korumuştur.

Günümüzde sofra bezi baskıcılığı ve özellikle yaşlı kadınların halk oyunları ekiplerindeki bayanların önlük/peştemal olarak kullandıkları ve giyim eşyası olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan "bervanik" yapımcılığı bir usta tarafından devam ettirilmektedir. Dokumacılık sahasında gelişmeler geniş bir görünüm arzeder. Halı çeşitlerinin yanı sıra kilim ve cicim dokumacılığını yitirmiştir. Culfa türür dokumalar önemini kaybetmiş, bu tezgahlarda yolluk ve sofralık az da olsa yapılır. Diğer taraftan Yeşilyurt ilçesinde geçmiş yıllarda el tezgahlarında dokunan "cırmıktı" dokuması diye tanınan dokumalar kaba giyside ve yaygı yapımında kullanılmaktadır.

Arapgir ilçeside geçmişte geniş bir iş sahası olarak "Manusa Dokumacılığı" 1100'e varan düz tezgâh ve jakarlı tezgâh çevrenin kumaş ihtiyacını karşılamaktaydı. Bu tezgâhlarda dokunanlar Anadolu'nun birçok yöresine ve kervanlarla Halep'e götürülüp satılmaktaydı.

Malatya dokumacılık ürünleri içerisinde kilim ve halı dokumacılığında Ören, Kürecik, Dirican, Parçikan, Başören, Sinan Köyü halıları ünlüdür. Malatya kilimleri; dikdörtgen yüzeyi çeviren ve Kale burçlarını andıran sularıyla ayırt edilir. Orta bölümlerinde altıgen ve sekizgen madalyonlar bulunur. Kuş ve deve boynu, akrep ayağı, koç boynuzu ve geometrik şekillere rastlanır. Alın yanında kara, kahverengi, bej, lacivert, ak renk sık kullanılır. Kilimlere yörede "Yedi dağ çiçeği" denilmektedir. Dirican kilimleri "Dirican gözü ak kilimi" ve "sandık kilim" olarak tanınır. Sandıklı kilimler ise zemin dikdörtgenler ile bölünmüş, her bölüme sandık adı verilmiştir. Sinan kilimlerinde ise kemer suyu, eşkenar dörtgendir. Kilimin ana deseni güldür.

Cicim dokumaları yapılan Malatya'da dokuma işi yataş tezgahlarda olur. Cicim dokumasında sergi, çuval heybe torba, çoban çantası yapılmaktadır.

Malatya, halılarıyla da ünlü bir kentimizdir. Özellikle Ören, Başören, Dirican, Parçikan, Kürecik halıları adını duyurmuştur. Günümüzde devlet desteği ile açılan ve Halk Eğitim Merkezi'nin köylerde kurduğu tezgâhlarda dokunan halılar geniş bir gelişim göstermektedir. Yörenin ünlü Ören halıları bordürlüdür. Ortada madalyonlar bulunur. En çok koç boynuzu, ejderha pençesi, stilize çiçekler, bitki filizleri gibi bezekler; ak, kara, al ve lacivert renkler olduğu gibi, çözgüsü pamuk olanlar da vardır. Halı ve bu teknikle dokunan ürünler; yan halısı, taban halısı, divan halısı, seccade, halı yastığı çanta, heybe gibi zengin çeşitleriyle bir kullanım sahası yaratmıştır. Malatya halılarının bir dm2'sindeki düğüm sayısı 700 civarındadır. Halıların bazılarının saçakları düz, bazılarının ise örgülüdür. Kullanılan yün geçmiş yıllarda tamamen kök boyalarla boyanırken, günümüzde bu boyama azalmıştır. Yerini hazır boyalar almıştır.

SİVİL MİMARİ

Malatya evlerinde kerpiçten sonra en çok kullanılan "ahşap" malzemelerdir. Duvarları bağlayan hatıllar, iç ve dış doğramalar, döşemeler, tabanlar, pencereler, kapılar, merdivenler, dolaplar tamamen ahşap malzeme ile yapılmıştır. Demir ise sadece kapılarda, pencerelerde ve kapı üstü havalandırmada parmaklık olarak kullanılmıştır.

Malatya evlerinin genellikle konak adı verilen büyük evlerinde "Selamlık Bölümü" bulunur.

Geniş sokak kapısından bu bölüme girilir. Bu bölüm, evin misafir odasıdır ve büyüktür.

Günümüzde geleneksel Malatya evleri hızla yok olmaktadır. Özellikle konaklar sinema caddesindeki "Beşkonaklar" ve diğer mahallelere serpilmiş vaziyettedir, ilçelerde Yeşilyurt ve Arapgir'de bu özellik az da olsa korunmuştur.

MUTFAK KÜLTÜRÜ

Malatya geleneksel evlerinde mutfak ve kiler bulunur. Mutfak genellikle evin kuzeye bakan yönündedir. Kiler ise ya mutfağa bitişik ya da iki katlı evlerde alt katta bir bölümde bulunur. Mutfakta "Kaplık" ya da "terek" denilen raflar içerisinde kaplar bulunur. Mutfak veya kilerin bir tarafından "Aşlık"lar sıralanır. Kilerde yiyecek malzemelerinin yanı sıra kurutmalıklar, fazla eşya, buğday ve bunların elenmesinde kullanılan kalbur ve elek bulunur. Yatakların bulunduğu yüklük bu bölümde yer alır. Ocak mutfağın bulunduğu uygun bir yerde bulunur. Ocağın bir metre üzerinde davlumbaz vardır. Zahire ve kışlık yiyecekler, kilerin serin bir yerinde muhafaza edilir. Turşular ve reçeller bidonlara konularak burada saklanır. Kışlık et kavurması tenekelere basılarak kilerde yerden yarım metre yüksekte bulunan kerevetlerin üzerine sıralanır.

Yemekler, yere serilen sofra bezi üzerinde konulan siniler üzerinde yenilir.

Malatya mutfak kültürü, zengin bir görünüm arzeder ve genellikle bulgur ağırlıklıdır. Özel günlerde yapılan kutlama, tören, çocuk görme, adak adama gibi günlerde yemeklerin çeşitliliği gözlenir. Doğum yapan lohusa kadını görmeye gidildiğinde Kuymak (Herle) götürülür.

Eve misafir geldiğinde, Hıdırıllez haftasında, bir rüya görüldüğünde hayıra çıkması dileğinde ise "Kömbe" yapılır. Ayrıca, Hıdırellez'de "Hızır Kömbesi", "Sehen Kesmesi" gibi yiyecekler yapılarak en az yedi komşuya dağıtılır. Düğünlerde yemek türleri üç ana çeşit üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunlar; etli bulgur pilavı, tiritli yemek ve mevsimine göre meyve, cacık ve salatadan oluşur.

Ölü ardından verilen yemekler ise düğünlerdeki yemek çeşitleri gibidir. Buna, "can aşı" veya "kırk yemeği" gibi genel ad verilir.

Bu tür yemeklere ek olarak "un helvası"da yapılır. Yeni bir işe başlama, eve yeni birşey alma, kemer atma gibi durumlarda kömbe yapma ve kurban keserek komşulara dağıtarak geleneği sürdürmektedirler.

Mutfak kültüründe önemli bir yeri ekmek çeşitleri tutar. Bunlar; tandır etmeği, yufka ekmek, kınalı ekmek, taplama ekmeği, bazlama, ekşili ekmek, ballı ekmek, otlu ekmek, pileke, dönderme, taş küllüğü, tutmaç, saç yüzü, yağlı ekmek, saç üstü...

Çorbalar; mercimek çorbası, kavurmalı erişte-bulgur çorbası, tarhana çorbası, kara çorba, pıtpıtı çorbası, gendime çorbası, kulak çorbası, döğme çorbası, pirinç çorbası, ayali çorba, pirpirim çorbası, kelle-paça çorbası, ekşili çorba, keşli çorba, gurut çorbası, aşure çorbası, malhıta çorbası vb. sayılabilir.

Köfteler; Malatya mutfağında önemli bir yer tutar. Ana malzeme bulgurdur. Malatya'da 70'den fazla köfte çeşidi olduğu bilinmektedir. Bazılarının isimleri şöyledir:

Analı-kızlı, içli köfte, sumaklı ekşili köfte, sıkmalı köfte, elmalı köfte, kurşungeçmez köftesi, gilgirikli köfte, ciğer köftesi, haşhaşlı top köfte, kel köfte, ıspanaklı dolma köfte, patatesli içli köfte, kabaklı çimdik köfte, yumru köfte, yumurtalı sıkma köfte, yoğurtlu balkabağı köftesi, etli çiğ köfte, çiğleme, mercimekli çiğ köfte, keloğlan köftesi, yavandan patlıcanlı köfte sayılabilir.

Sarma ve dolmalar: Dut yaprağı, kabak, pazı, zeytinyağılı marul sarmaları, asma yaprağı sarması, kiraz yaprağı, fasulye yaprağı sarması, pancar yaprağı sarması, soğan dolması, kabak çiçeği dolması sayılabilir.

Et ve sebze ağırlıklı Yemekler: Et tiridi, kabuk aşı, buğulama, sac kavurması, tiritli patates, tiritli fasulye, patlıcan dövmesi, boranı imam bayıldı, pancar kavurması ve sebzeli yemek çeşitleri sayılabilir.

Reçeller-Şuruplar-Turşular: Elma, ayva, kabak, çilek, erik, gül vb. gibi türlerden reçel yapılır. Yine üzümden kızılcık, vişne, erik, gül gibi türlerden şuruplar hazırlanır. Ayrıca; biber, salatalık, domates gibi sebzelerden turşu yapılır. Tatlı olarak dut helvası, üzüm pestili, köpük pestili, üzüm sucuğu, pekmez, çir kavurması, peynir tatlısı, deli kız baklavası, kaymaklı kayısı tatlısı, Arapgir'in peynir helvası, Halbur tatlısı, dolma tatlısı, sütlaç ve çiğdemli sütlaç sayılabilir.

 

 MALATYA'DA ULAŞIM

Arazisinin engebeli oluşundan dolayı Malatya, yakın tarihe kadar ulaşımı zor bir ilimizdi. Şu an Malatya'ya ulaşım kara, hava ve demiryolu, Malatya, İç Anadolu'dan ve Akdeniz Bölgesi'nden gelerek Güneydoğu Anadolu'ya yönelen kara ve demir yolları üzerindedir. Malatya, hava yolu ile Ankara ve İstanbul'a, kara ve demir yolları ile ülkemizin bütün illerine doğrudan bağlıdır. Hatta kısmen de yapay Karakaya Baraj Gölü üzerinden su yolu ile de sağlanmaktadır. İl merkezine 30 km. uzaklıktaki Erhaç Havaalanı'ndan, THY'nın belirlediği yaz ve kış tarifelerine göre, Ankara ve İstanbul’a uçak seferleri yapılmaktadır. Asfalt yollarla, başta büyük kentler olmak üzere, yurdun dört bir yanma düzenli otobüs seferleri vardır. Ayrıca, Malatya, demiryolu ile çevre illere ve diğer bölgelere bağlanmıştır.

Tüm köyleri ile karayolu ulaşımı sağlanmıştır. Doğudan, batıdan, kuzeyden ve güneyden gelen ana karayolları ile bağlantısı bulunmaktadır. Malatya'nın ilçeleri içerisinde yalnız Doğanşehir,  Hekimhan, Yazıhan ve Battalgazi'nin Malatya ile demiryolu bağlantısı bulunmaktadır. Öteki ilçelerimizin bağlantısı karayolu ile sağlanmaktadır. Erhaç Havaalanı yılın her mevsimi ve ayında, her türlü uluslararası büyük uçakların bile inip kalkmalarına uygundur. Haftanın her günü düzenli uçak seferleri sürdürülmektedir.

Bütün bunlar Malatya ekonomisini olumlu yönde etkilemekte, bu düzgün ulaşım ağı Malatya'nın bölge içerisinde bir ticaret ve sanayi merkezi olması yolunda önemli etken olmaktadır.

Yollara paralel olarak kurulmuş bulunan nakliye ambarları ve kargo firmaları her türlü taşıma hizmeti verebilecek kapasitededir. Son yıllarda kurulan Gümrükler Başmüdürlüğü ve açılmak üzere bulunan gümrük giriş-çıkış kapıları, Malatya'da yapılacak ihracat işlemleri için büyük kolaylıklar getirecektir.

Yapımına hız verilen Malatya-Adıyaman karayoluyla, bu iki il arasındaki mesafe 75 km daha kısalmış olacak, GAP'a ve güneydeki komşu devletlerimize en kısa yoldan ulaşılabilecektir.

 

EKONOMİ

Tarım:

a. Arazi Durumu

Tarım Alanı

:   425 045 Ha.

Ormanlık Fundalık

:   112 705 Ha.

Çayır ve Mera

:   572 729 Ha.

Tarım Dışı Arazi

:   120 827 Ha.

Toplam Yüzölçümü

:   1 231 306 Ha

Tarım Alanlarının Dağılımı

Toplam Tarım Arazisi

425 048 Ha.

Tarla Alanı

334 745 Ha.

Tarla Alanı

- Ekilen Alan

(178 551)

- Nadas

(156 194)

Sebzelikler

3 404 Ha.

Meyvelikler

78 932 Ha.

- Kayısı

(61 903)

- Diğer

(17 029)

Bağlar

7 964 Ha.

 

b. Sulama Durumu

Malatya'da 425.045 hektar tarım arazisinin, 391 541 hektarı sulamaya elverişlidir. Bunun 198 715 hektarı (%50.75) sulamaktadır.

Sulanan arazinin; 59 004 hektarı halk sulamaları ile gerçekleştirilmektedir.

Devlet Su işleri'nin ve Köy Hizmetleri'nin inşaatları devam eden sulama projelerinin de tamamlanması halinde 63 1 94 hektar arazi daha sulamaya açılacaktır. Böylece sulanan arazi miktarı 261 909 hektara yükselerek, sulamaya elverişli arazinin %67'si sulanmış olacaktır.

c.  Bitkisel Üretim

Malatya'da bitkisel üretim ağırlıklı olarak kayısıya dayalıdır. Yıllık ortalama kuru kayısı üretimi 80 ile 100 bin t on civarındadır. İnşaatları devam eden büyük sulama projelerinin de tamamlanmasıyla birlikte kuru kayısı üretiminin %50 civarında artması beklenmektedir.

Dünya kuru kayısı piyasasının %90'ı Türkiye'ye aittir. Bunun da %70'i Malatya'dan karşılanmaktadır. Kayısıdan her yıl Ülke ekonomisine 1 30 ile 150 milyon ABD doları civarında döviz girdisi sağlanmaktadır.

Ancak pazar olanaklarının genişletilmesi amacıyla, Tarım II Müdürlüğü tarafından ilkin ve toprak koşulları bakımından yetiştirilmeleri mümkün olan tarım ürünlerine ilişkin çeşitlendirme projeleri hazırlanarak bu konuda gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Bu proje kapsamında; Yeşilyurt ilçesinde kiraz ve Starking elma, Hekimhan, Pütürge, Doğanyol, Kuluncak ve Darende ilçelerinde ceviz yetiştiriciliği, Arapgir, Yeşilyurt, Pütürge ilçeleri ile Merkez ilçeye bağlı Konak Kasabası ve Beydağı civarında üzüm, Kale ilçesinde çilek ve il genelinde yem bitkisi üretimi geliştirilecektir.

d.  Hayvancılık

Malatya'da hayvancılık, daha çok bitkisel üretimin destekçisi olarak algılanmakta ve sadece hayvancılık yapan çiftçi sayısı sınırlı kalmaktadır. Malatya'da coğrafi yapı nedeniyle yapılan çalışmalarda dağlık olanlarda koyun besiciliğinin yaygınlaşmasına, ovalık alanda ise süt sığırcılığının daha fazla geliştirilmesine önem verilmektedir. Zira mevcut durumda dağlık alanda yapılan küçükbaş hayvancılık yeterince verimli olmamakta, ovada yapılan büyükbaş hayvancılıkta ise istenilen ve beklenen üretimi sağlanamamaktadır.

Malatya'da arıcılık faaliyeti özellikle dağlık ve ormanlık alanlarda yaygınlaştırılmaktadır.

ÖNEMLİ PROJELER

1.  Derme ve Çerkezyazısı Sulama; 1992 yılında ihale edilen proje 14 481 ha. sahayı sulayacaktır. Fiziki gerçekleşmesi %82'dir. Proje tutarı 20.6 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2001 yılıdır.

2.  Malatya-Sultansuyu Arkıkebir Sulaması; 1997

yılında ihale edilmiş olup, bittiğinde 2 250 ha. alanı sulayacaktır. Projenin fiziki gerçekleşmesi %17'dir. Proje tutarı 2.3 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2001 yılıdır.

3.  Kapıkaya Barajı; 1998 yılında ihale edilen proje tamamlandığında 3.662 ha. alan sulayacaktır. Proje tutarı

36.2 trilyon TL olup, Fiziki gerçekleşmesi %16'dır. Bitiş tarihi 2003 yılıdır.

4.  Boztepe Projesi (Kuruçay); 1997 yılında ihale edilmiş olup, 10 606 ha. alanı sulayacaktır. Proje tutarı 39.5 trilyon TL ve Fiziki gerçekleşmesi %16'dır. Bitiş tarihi 2004 yılıdır.

5.  Yoncalı Projesi; 12 045 ha. alanı sulayacak olan ve 1995 yılında ihalesi yapılan projenin baraj inşaatı devam etmekte olup, fiziki gerçekleşmesi %41'dir. Proje tutarı ise

96.3 trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2005 yılıdır.

6.  Gökpınar Sulama İnşaatı; 6 061 ha. alanı sulayacak olan ve 1995 yılında ihale edilen projenin %42'si tamamlanmıştır. Proje tutarı 23.8 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2003 yılıdır.

7.  Yarımcahan Sulama Projesi; Karakaya baraj gölünün sağ sahilinde yer alan proje sulama amaçlı olup, tamamlandığında 7 524 ha. alanı sulayacaktır. Karakaya baraj gölünden pompajla temin edilecek suyla Yarımcahan ovası sulanacaktır. Projenin 2000 yılı birim fiyatlarıyla tesis bedeli 1 5.5 trilyon TL, yatırım bedeli ise 21.4 trilyon TL'dir.

2)  Malatya-Adıyaman-Yeşilyurt Karayolu Projesi

I - Malatya'yı GAP Bölgesine bağlayacak olan Malatya-Adıyaman-Yeşilyurt Karayolu Projesi tamamlandığında 70 km.lik bir kısalma olacaktır. Proje tamamlandığında Malatya'nın hammadde temini ve pazara erişim açısından GAP'ın merkezindeki Şanlıurfa'yla, Adıyaman üzerinden daha hızlı bağlantı kurulabilecektir.

I1 1 Km'lik projenin Adıyaman tarafındaki 55 Km'lik kısmı tamamlanmıştır. Malatya tarafından ise 22 km'lik bölümü 1991 yılında ihale edilmiş, 1999 sonu itibariyle 2.5 km'lik heyelanlı kısmı hariç 19.5 km. asfalt seviyesinde bitirilmiştir.

Adıyaman-Malatya bağlantısının sağlanabilmesi için arada kalan 34 km. yolunda projesi hazır olup, maliyeti 10 trilyon TL'dir.

3)  Nemrut Dağı Turistik Yolu Projesi

Her gelen yıl yerli ve yabancı turistlerin daha çok ilgisini çeken Nemrut Ören yerine en kısa ve en kolay yoldan Malatya üzerinden ulaşılmaktadır. Ancak özellikle Tepehan-Nemrut arasındaki yol çok yetersizdir. Bu amaçla 94 Km'lik (Elazığ-Malatya) Ayr.-Tepehan-Ayr.-Nemrut Dağı-(Narince-Gerger) yolunun projesi hazırlanmıştır. Proje tamamlandığında Malatya'nın Pütürge ilçesi ile Adıyaman'ın Kahta ilçesi, Nemrut Dağı üzerinden karayolu ile birbirlerine bağlanarak, böylece Malatya'ya gelen turistlerin GAP bölgesine, Adıyaman'dan gelen turistlerin de Malatya, Elazığ ve diğer Doğu illerine kısa yoldan gitmeleri sağlanmış olacaktır.

SANAYİ

Malatya'da il merkezinde yoğunlaşan sanayinin belli bir ivme kazandığı, göreli bir üstünlük yakaladığı ve kentte sanayi oluşumunu birikimli bir döngüsel sürece sokan dışsal ekonomilerin ve üretici hizmetlerin oluştuğu bellidir. Örneğin, üretici hizmetlerinin bir kesiminin bir göstergesi olarak alınabilecek serbest meslek ve hizmetlerde oluşan gayri safi katma değer 1987-1997 arası %53 artmıştır. Malatya ili bu faaliyetlerde 1997'de tüm Bölgede yaratılan katma değerin %30'una yakınını yaratır hale gelmiştir.

Malatya ili sanayide belli bir ivmeyi yakaladığı için tüm Bölge'de en hızlı gelişen ildir. İlin toplam gayri safi katma değeri 1987-1997 arasında üçte bir (%33,82) artmıştır.

Bu ilerlemeden şu sonuç çıkmaktadır. Malatya sanayileşmede son zamanlarda bir atılım yapmış ve diğer sektörleri, özellikle geri bağlantılı olduğu sektörleri birlikte sürüklemeye başlamıştır. Malatya'nın sanayideki bu ivmesi konusundan çeşitken bir tarımın hakim olduğu bir ovada bulunmasından ve eğitim düzeyi ile ölçülebildiği kadarıyla daha becerikli insan kaynaklarına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bunda kuşkusuz girişimciliğin rolü vardır. Malatya son on-beş yıldır gösterdiği sanayi performansıyla, sanayinin belli alt sektörlerinde göreli üstünlüğe sahip olduğunu göstermiştir. Sanayinin çeşitlenmesi ve üretici hizmetlerin gelişiyor olması Malatya'da yığılma ekonomilerinin

İmalat Sanayinin Sektörel Dağılımı

geliştiğine de işaret etmektedir.

Malatya'da 3'ü kamuya, 131'i özel sektöre ait olmak üzere toplam 1 34 adet orta ve büyük ölçekli sanayi tesisi mevcuttur. Bu tesislerin 86'sı Organize Sanayi bölgesinde faaliyet göstermektedir. Ayrıca 42 adet orta ve büyük ölçekli sanayi tesisi de inşaat halinde olup, bunlardan 31'i 1. Organize Sanayi Bölgesinde bulunmaktadır. Organize Sanayi Bölgesinde yapımına başlanmamış olan 4 Sanayi Tesisi ise henüz proje aşamasındadır.

Seçilmiş Sanayi Ürünleri Üretimi

 

Sektörler

1987

2000

 

Kamu

 Özel

Toplam

Kamu

Özel

Toplam

Gıda

2

4

6

1

57

58

Tütün

1

 

1

1

-

1

Tekstil

1

3

4

1

38

39

Makine

-

1

1

-

15

15

Orman Ur.

-

2

2

-

4

4

Taş. Toprak

-

3

3

 

12

12

Plastik

-

1

1

 

5

5

Toplam

4

14

18

3

131

134

 

 

 

 

 

 

 

Ürün

Üretim

Miktar

Şeker

47 000

Ton/Yıl

Sigara

17 000

Ton/Yıl

Pamuk iplik

50 489

Ton/Yıl

Dokuma

59 744 000

M/Yıl

Un

176 000

Ton/Yıl

Kuru Kayısı

53 000

Ton/Yıl

Kireç

47 000

Ton/Yıl

 

MALATYA'DA EĞİTİMİN TARİHÇESİ

                        CUMHURİYET ÖNCESİ EĞİTİM

Türk Eğitim Tarihi incelenirken Cumhuriyet'in ilanının baz alınması, araştırma ve inceleme açısından değişmez bir kural haline gelmiştir.

Bilindiği gibi Türk Ulusu, 10. yüzyılda Müslüman olunca yazı dili olan Uygurca'dan yavaş yavaş vazgeçmiş, 10. Yüzyıldan itibaren de Arap harflerini kullanmaya başlamıştır. Yüzlerce yıllık bir kültür alfabesinin bir çırpıda değiştirilmesinin altında çok önemli nedenler aramak gerekir.

10. yüzyılda din değiştiren Türk Ulusu, dini kaynaklara ulaşabilmek için o günün dini yazı alfabeleri olan Arap ve İran alfabelerine adapte olmak, onları öğrenmek zorundaydı. Bu gerekçeyle Arap alfabesine geçilmiş, konuşma metinleri de bu harflerle yazıya geçirilmiştir. İşte bu yazım tarzına biz, Osmanlıca deniyor.

Osmanlılar döneminde eğitim ve öğretim, medrese denilen okullarda yapılırdı. Halk yeni bir din olan İslamiyeti öğrenebilmek için; ağırlıklı olarak dini derslere verilirdi.

Malatya'da da eğitim, varolan medreselerde yapılmaktaydı. Bu eğitim kurumlarında ağırlık, dini derslerdeydi ancak bunun yanında Fen derslerine de önem verilirdi. Fen derslerinin yorumları, dinsel açıdan yapılırdı. Avrupa'yla bilgi alışverişine geçilememişti. Çünkü Avrupa, henüz Ortaçağın karanlıklarında beklemekteydi.

Malatya'da Osmanlılar ve Selçuklular döneminden kalan birkaç medrese kalıntısı ve adı vardır. Bunlardan Halfetih ve Hüseyin Gazi medreselerinin yalnızca adı kalmış, Bu medreseler fiziki olarak yok olmuşlardır. Günümüze, yalnızca yarı yıkık Şihabiye-yi Kübra Medresesi gelebilmiştir.

İhabiye-yi Kübra, sözlük anlamı olarak en büyük yıldızların topluluğu demektir. Bu medreseyi kuran Selçuklular, buradaki her öğrenciyi birer yıldız kabul etmişler, bu yıldızlara; ışık veren, yol gösteren, hedeflenen varlıklar özelliği kazandırmak istemişlerdir. O yıldızlar ki en büyük ve en parlak yıldızdırlar. Medresenin bu adı bile Selçukluların eğitim ve öğretim felsefesini anlatmaya yetmektedir.

Malatya, Şihabiye-yi Kübra Medresesi'nden yetişen pırıl pırıl, ışıl ışıl yıldızlarıyla ilimizi ve ülkemizi aydınlatmaya devam etmiştir

Asıl  yerleşim   merkezi Battalgazi İlçemiz olduğu için Malatya insanı, bu yeşillikler içindeki tarih hazinesi şehrini savunmak için sürekli savaşmak zorunda kalmıştır. Arap, Bizans, Memlûk, Selçuklu ve daha birçok devlet, bu şirin merkezi ele geçirmek için binlerce yıl savaşmış, bu uğurda nice canlar feda etmiştir.

Çoğu kez illerini paylaşmak, ele geçirmek isteyen değişik ulusların, devletlerin saldırısına uğrayan Malatya halkı, ciddi bir şekilde eğitim ve öğretime sarılamamış, kalıcı eğitim kurumları kurmaya fırsat dahi bulamamıştır.

İlk etapta Aspuzu'daki (şimdiki Malatya) evlerini ve camilerini onaran halk, camiler bünyesinde medrese benzeri okullar oluşturmaya başlar. Savaşlar nedeniyle erkek nüfusu, aynı zamanda yetişkin insan nüfusu da azalmıştır.

Mahalle camilerindeki bu eğitimi devlet de sahiplenmekte, en az Osmanlıca okuma yazma yeteneği kazandırılan bu öğretime resmi nitelik kazandırmaktadır

1890'h yıllardan itibaren Malatya şehri, şu anki yeri ile anılmaktadır. Battalgazi ilçesine de Eski Malatya denilmektedir.

1905 yılı başlarında Malatya'nın bazı mahallerinde İbtidaiye Mektebi (İlkokul) vardır. Bir de bu okulların öncesinde çocukların verildiği Sıbyan Mektebi (Anaokulu) vardır. Sıbyan Mektepleri, bir yıldır. Bazılarında bu süre iki yıldır. İbtidaiye ise beş yıldır. Fırat İlkokulunun eski yeri olan Belediye İşhanı'nda Emirahmetoğlu Medresesi, Yeni Cami'ye bağlı olarak eğitim öğretimdedir. Derme İlköğretimokulu'nun yerinde de bir Kızlar Mektebi açılmıştır. İlkokul düzeyinde eğitim veren bu okula, yalnızca kız öğrenciler alınmaktaydı. Cumhuriyet'in Malatyalı ilk öğretmenlerinden Abdulkadir Arat da Tahtalı Minare Camii bünyesindeki İbtidaiye'ye gönderilir. O dönemde eğitimin hizmetinde bir okul da Hidayet Mektebi'dir ve ilkokul düzeyindedir. Bu sırada Battalgazi ilçemizde de 1906 yılında bir Kız Okulu açıldığını belirtmek gerekir. 1900'lü yılların başında şu anki Belediye binasının yerinde ise Çarşı Mektebi vardır. Hidayet ilkokulu o dönemlerde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Okulu, Yeni Cami'nin karşısındaki Emirahmetoğlu Medrese'si bünyesine naklederler. Aynı binada yeni bir ilkokul daha oluşturulur. Bu okul, İzzetiye Mektebidir.

Bu okulun daha sonra tüm kadrosuyla Gazi İlkokulu'nu oluşturduğuna şahit olacağız. Gazi İlkokulu Öğretmen Sicil Defterleri incelendiğinde mühürlerde "İzzetiye Mektebi Başmuallimliği" ibaresi görülmektedir. İzzetiye Mektebi'nin Gazi İlkokulu'na taşınması, 1933 yılına rastlar. Okul, Atatürk'ün emriyle taştan yaptırılır ve Cumhuriyet'in 10.Yılı şerefine hizmete açılır. Bu dönemde Yeşilyurt ilçemizde Hamidiye Medresesi'nin İbtidaiye ve Sıbyan bölümleri faaliyettedir. Cumhuriyet'in ilk öğretmenlerinden Yeşilyurtlu Şevket Özer de bu okulda öğretime başlamıştır. 1912-1913 öğretim Yılında Sıbyan ve İbtidaiye Mektepleri, resmi olarak açılır. Bir yılı Sıbyan Mektebi (Anaokulu), beş yılı ise İbtidaiye (ilkokul) dir.

Bu sıralarda Malatya'da öğretmen sıkıntısı yaşanmaktadır. Cumhuriyet henüz ilan edilmemiştir. 14 Ağustos 1923'te sınavla ortaokul (Rüştiye) mezunları içinden öğretmen alınacaktır.

Sınav, belediye binasının yerindeki Çarşı Okulu'nda yapılır. Öğretmen adaylarını seçecek olan sınava, devrin Maarif (Milli Eğitim) Müdürü Hacı Nebizade Adil Bey Komisyon Başkanlığıyapmaktadır.

Cumhuriyetin ilanına yakın Belediye İşhanının yerindeki Emirahmetoğlu Medresesi'nin adı, Malatya-Elazığ sınırını çizen Fırat nehrine izafeten Fırat Mektebi'ne dönüştürülür. O sırada bu binada İzzetiye Başmuallimliği, Fırat Mektebi ve geçici de olsa Hidayet Mektebi, eğitim ve öğretim yapmaktadır.

Bu dönemde Gündüzbey Kasabası'nda da bir İbtidaiye (İlkokul) vardır. Cumhuriyet'in ilk Malatyalı öğretmenlerinden Abdurrahman Gündüz'ün ağabeyi, bu okulda başöğretmendir. Abdurrahman Gündüz de bu okulda İlköğrenimine başlar. Daha sonra I. Dünya Savaşı patlak verir. Ağabeyini askere alırlar. Bir yıl sonra da şehit olduğu haberi gelir. Bu nedenli okul, kapanmıştır. Abdurrahman Gündüz, tahsili yarım kalmasın diye babası tarafından Çırmıktıdaki (Yeşilyurt İlçesi) İbtidaiye Mektebine (ilkokula) nakledilir

O dönemde Malatya'da Hidayet İlkokulu'nun eski yerinde bir Darül Muallim (Öğretmen Okulu) vardır. Okul Müdürü, Alagöz H. Mehmet Efendi'dir. Buraya İlkokulu bitirenler alınmaktadır

Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Abdurrahman Gündüz de burada okumaktadır. Bu saygıdeğer öğretmen, bu okula gelebilmek için Yeşilyurt ilçemizden yaya olarak uzun bir yol kat etmektedir. Dönemin Maarif (Milli Eğitim) Nazırlığı (Bakanlığı), bu okulu Elazığ'a nakleder. Abdurrahman Gündüz de Elazığ'a nakledilir. Okulunu Elazığ'da bitirir ve öğretmen olur

O sırada ihtiyaç üzerine Sıtmapınarı mevkiinde Sülukoğlu Camii karşısındaki arsaya bir ilkokul yaptırılır. Malatya halkı, hemşehrisi devrin Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı) Mustafa Necati'ye olan şükranlarını sunmak amacıyla okula, Mustafa Necati Mektebi adını verir. Sonradan Cumhuriyet'in ilanı ile bu okul bünyesinde bir Cumhuriyet Mektebi de oluşturulacaktır.

O dönemde Arapgir ve Darende ilçelerimizde de İbtidaiye Mektebi olduğunu görürüz. Bu okullar, ilkokul düzeyindedir ve başlangıç eğitimi, Sıbyan Okulu (Anaokulu)'dur

Cumhuriyetin ilanına yakın Malatya da şu anki Milli Eğitim Müdürlüğü binasının yerinde Muhtelit Okulu (Karma Okul) olduğunu görüyoruz. Bu okul, ortaokul düzeyindedir. Daha sonra, Malatya Lisesi'nin çekirdeğini oluşturacaktır.

1909 tarihli Arapgir Rüştiye Mektebinin diploma defterinden Arapgir'de bir rüştiye  (ortaokul) olduğunu anlıyoruz. Zaten o dönemlerde en yoğun kültürel faaliyet, Darende ve Arapgir ilçelerimizdedir. Bu okulun diploma defteri incelendiğinde şu derslerin okutulduğa görülür

l- Kuran-ı Kerim

2- Ulum-ı Diniye - Ahlak

4- Sarf-ı Osmani (Osmanlıca çeviri)

5-İmla 6- Arabi (Arapça)

7- Hesap

8- Sarf-u Nahiv (Dilbilgisi)

9- Hüsn-i Hat (Güzel yazı)

Cumhuriyet'ten önce Arapgir ilkokullarında 3. sınıfta Fransızca, Arapça ve Farsça olmak üzere üç yabancı dil verildiği göz önüne alınırsa eğitimin kalitesi ortaya çıkacaktır.

O dönemde Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkıldığı için halk, perişandır. Birçok çocuk, yetim kalmıştır.  Bu çocukların, giyecekleri elbiseleri bile bulunmamaktadır.  Bunu bilen okul idarelerinin kıyafet konusunda fazla ısrarcı olmadıklarını görüyoruz. Kıyafette şekilci olmazlar ancak yırtık ve kirli giysiye asla izin vermezler. Öğrencilerin kıyafeti, beyaz yaka ve siyah önlüktür. Siyah renk, kir belli etmesin diye tercih edilmiştir.

Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte tüm medreseler Cumhuriyet okullarına dönüştürülecek, bunların öğrencileri de resmi ilkokullara aktarılacaktır. Bu dönem incelendiğinde medrese öğrencileri olan her yaştan insanın, ilkokul öğrencileriyle bir müddet birlikte okuduğu görülecektir.

Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte birçok okulun adı da bu önemli tarihe ve olaya izafeten Cumhuriyet Mektebi'ne çevrilecektir. Ancak bu okullarda eğitim, Arap harfleriyledir ve Osmanlıca'dır. Yeni Türk harflerine geçmek için tam beş yıl beklenir

Tüm bu bilgiler ışığında Malatya'da ülke düzeyinde bir eğitim ve öğretim yapıldığı, iyi bir öğretim seviyesi tutturulduğu görülmektedir. Nitekim buradan yetişen seçkin öğrenciler, ülkeye hayırlı hizmetler yapacak, Atatürk'ün ilk Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati'yi de ülkemize hizmette öne çıkaracaktır.

CUMHURİYET SONRASI EĞİTİM

Cumhuriyet'in ilanından sonra Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, Yurt çapında büyük bir kalkınma hamlesi başlatır. Eğitim ve öğretimde seferberlik de buna paralel olarak başlatılır ve yürütülür.

Yüce Önder'in : "Cumhuriyet'i biz kurduk, yaşatacak olan, sizlersiniz" ve " Milletleri kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir." özdeyişini ve direktifini alan genç Türk öğretmeniyle birlikte İlimizin genç öğretmenleri de bu eğitim ve öğretim seferberliğine yürekten katılır, gecesini gündüzüne katarak halkımıza okuma yazma öğretmeye çaba sarf ederler.

Ne yazık ki ulusumuz, Kurtuluş Mücadelesinden henüz yeni çıkmıştır. Halk açlık ve yoksulluk içerisinde kıvranmaktadır. Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte var olan medreseler ve başlangıç okulları (ibtidaiyeler), Atatürk'ün emriyle Cumhuriyet okullarına dönüştürülür, yeniden yapılanma sürecine alınırlar.

İlimizde o sıralarda eğitim ve öğretime açık beş adet ilkokul vardır. Şu anda Belediye İşhanı olan binanın yerindeki Fırat İlköğretim Okulu, şu anda Mustafa Necati İlköğretim Okulunun yerinde Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Hidayet Mahallesi'nde dört yol ağzında kalıp yıkılmış ve sonradan yeri değiştirilmiş olan Hidayet İlköğretim Okulu, şu anki yerinde eğitim yapan Gazi İlköğretim Okulu ve halen eski yerinde eğitim ve öğretime açık olan Derme İlköğretim Okulu.

O dönemi hafızalarda daha belirgin hale getirmek için bu okulların durumlarını biraz daha açmak gerekir. Fırat İlköğretim Okulu, Cumhuriyetten önce Yeni Camii'nin medresesi konumundadır ve adı Emirahmetoğlu Medresesidir.

Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte İlimizin doğusundan geçen ve Malatya-Elazığ sınırını çizen Fırat Nehri'ne izafeten bu medresenin adı Fırat İlköğretim Okulu olarak değiştirilir ve Cumhuriyet okuluna dönüştürülür.

Derme İlköğretim Okulu, 1901 yılında Kızlar Okulu olarak yapılmıştır. O da Cumhuriyet Okuluna dönüştürülür. Okulu o zamanın Valisi Nasuhi Paşa yaptırmıştır. Okulun önündeki caddeyi de Nasuhi Paşa açtırır. Paşanın adına İzafeten caddeye Nasuhi Caddesi denilir. Cumhuriyet'in ilanıyla Kızlar Okulu'nun adı değiştirilip önünde açılan caddeyle anılarak Yeniyol İlköğretim Okulu adını alır. Bu ad, beğenilmez. Okulun Malatya'yla özdeş bir adla anılması tezi ileri sürülür ve ilimizin içinden geçen Derme suyunun adı verilir. Okul, bugünkü adı olan Derme'ye kavuşmuştur.

Bu sıralarda Malatya'da sıtma ve trahom hastalıkları çok yaygındır. Dönemin Vilayet Makamı, aldığı bir kararla Derme İlköğretim Okulu'ndaki tüm sağlıklı öğrencileri Fırat İlköğretim Okulu'na nakleder. İl çapında ne kadar trahomlu öğrenci varsa Derme İlköğretim Okulu'nda toplanır ve burada eğitim ve öğretime alınırlar. Eğitim ve öğretimleri sürerken aynı anda tedavilerine de devam edilir. Okulun adı, bu uygulamaya bağlı olarak halk arasında Trahom Mektebi'ne çıkar.

Derme İlköğretim Okulu'nun sağlıklı kız ve erkek öğrencileri Fırat İlköğretim Okulu'na nakledilir. O güne kadar Fırat İlkokulu'nda erkek öğrenciler öğrenim görmektedir. Bu zorunlu öğrenci nakli olayı, okulun kaderini değiştirir ve okulda karma eğitim başlamış olur.

Hidayet İlköğretim Okulu, Hidayet Mahallesindeki dört yol ağzında kerpiçten harap bir bina olarak eğitim vermektedir. Okulun adı, bulunduğu mahalleden dolayı Hidayet Mektebi diye anılmaktadır. Bina, yılların yıpratmasına dayanamaz ve yıkılacak duruma gelir. Dönemin Milli Eğitim (Maarif) Müdürlüğü, okula yakın bir boş araziye barakalar inşa ettirerek eğitim ve öğretimi bu barakalara nakleder. Ancak Malatya'nın yazın sıcak ve kurak, kışınsa soğuk ve ayaz iklimi, öğrencileri rahatsız eder, eğitim ve öğretimi engeller. Öğrenci velileri, bundan şikayetçi olur. Halkın şikayet ve baskıları sonucunda, eski okulun beş yüz metre aşağısındaki bir bahçe içine yeni bir bina yapılır ve öğrenciler bu defa burada eğitim ve öğretim yapmaya başlarlar.

Sıtmapmarı  semtinde bulunan Sülukoğlu Camiinin karşısındaki arsaya bir ilkokul yapılır ve adı Mustafa Necati olarak konulur. Atatürk'ün bu sıralarda    yurt    çapında   bir direktifi yaygınlaşmıştır. Her ile Cumhuriyet okullarını temsilen bir okul  yapılacaktır,  adı da Cumhuriyet İlkokulu olacaktır. İlimiz  Maarif Müdürlüğü bu emri   derhal   uygulamak  ister ancak, buna uygun bir bina ve ödenek yoktur. Pratik çözüm olarak Mustafa Necati İlkokulu bünyesinde Cumhuriyet İlkokulu'nu da açarlar. Bu bina, zamanla iki okula dar gelmeye başlar. Yetkililer, Cumhuriyet İlkokulu'nu    Mustafa    Necati İlkokulu'ndan ayırmak için Sıtmapmarı Semti'nde şu anki yerde Cumhuriyet İlköğretim Okulu binasını      yaparlar. Binanın bitimini takiben Cumhuriyet İlköğretim Okulu'nu geçici binasından Cumhuriyet'in 10. Yılında Büyük Önder Atatürk, o ünlü 10. Yıl Nutku'nu Ankara'da irad eder. On yıllık faaliyetlerin dökümünü, tespitini yapar ve şöyle buyurur: "Milli Eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu, ancak bu suretle olur." direktifini verir. Her ile Cumhuriyet'in 10.Yılı vesilesiyle bir örnek okul açılacaktır. Ancak bu okul, özellikle mimarisiyle diğer okullardan farklı bir görünümde olacaktır. Bu direktif, Malatya Valiliği tarafından da süratle yerine getirilecektir. Bu okul için yer aranır. Bugünkü okulun yerinde, askeri mühimmat deposu vardır ve bina tek katlı kerpiç bir yapıdır. Milli Eğitim Müdürlüğü, bu binanın kerpiçten bölümünü yıktırır. Temeli kesme taştan bu binanın üstüne şimdiki Gazi İlköğretim Okulu yapılır. Binanın gerek mimarisi, gerek taştan yapı malzemeleri, onu diğer yapılardan farklı kılar. O yılarda Malatya Valisi, Nevzat Tandoğan'dır. Sanat şaheseri bu bina, bir yıl gibi kısa bir sürede yapılıp bitirilir. 1933 yılında eğitim ve öğretime açılır. Adı da Gazi Mustafa Kemal’e izafeten Gazi İlkokulu olur. Türkiye'ye bir dönemler damgasını vurmuş Malatyalılar, bu seçkin ilkokuldan mezun olurlar. Bunlar arasında 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal, ünlü siyaset adamları Hüsnü Doğan, Hasan Celal Güzel gibi önemli şahsiyetleri saymak mümkündür. 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın annesi, Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden Hafıze Özal da bu okulda öğretmenlik yapmıştır.

Malatya merkezinde o dönemlerde beş ilkokulda eğitim ve öğretim yapılmaktadır. Bunlar; Gazi, Derme, Fırat, Hidayet ve Mustafa Necati İlkokullarıdır. Daha sonra bunlara Cumhuriyet İlkokulu katılır.

Malatya merkezindeki öğrenciler, okumadan yana şanslı sayılırlar ancak il merkezi dışındaki öğrenciler için bunu söylemek pek mümkün değildir. Yeşilyurt İlçesi öğrencileri, Tecdeli öğrenciler yaya olarak il merkezine gelir, iki saat boyunca yürür, eğitimlerini aldıktan sonra tekrar ikamet yerlerine dönerlerdi. O dönemlerde Malatya'da kışlar pek çetin geçerdi. Öğrenciler, bir iki metre karla, tipiyle ve vahşi hayvanlarla da boğuşmak zorundaydılar.

Cumhuriyetin ilanının beşinci yılında (1928'de) Harf Devrimi gerçekleştirilir. Yeni harflerle eğitim seferberliği başmamıştır. Yüce Önder Atatürk, 1928'de Harf Devrimini başlatır. Meclis, kendisine Millet Mektepleri Başöğretmenliğini verir. Mustafa Kemal, yeni Türk Alfabesini öğretmenlere ve halka bizzat kendisi öğretmeye başlar. Okuma çağına gelen çocuklar, eğitim ve öğretime bu yeni harflerle başlarlar. Yüce Önder Atatürk, tüm yetişkinlerin de eğitim ve öğretime alınmaları direktifini verir. Böylece Millet Mektepleri açılır. İlkokullar bünyesinde açılan bu okullara, eğitim ve öğretim yaşı geçmiş insanlar alınacaktır. İlimizde de bu doğrultuda organizeler yapılır. Yıllarca Arap harfleriyle eğitim veren öğretmenler, yeni Türk harflerini öğrenmeleri için yetiştirme kurslarına alınırlar. Ardından gündüzün ilkokul öğrencilerine eğitim verirler, gece de yetişkinleri eğitirler. Bunun adı, eğitim seferberliğidir...

O dönemlerde ilkokul öğretmenleri Özel İdare'ye bağlıdırlar. Buradan maaş almaktadırlar. Maaşları üç ayda bir ödenmektedir. Millet Mekteplerine ödenek ayrılamamıştır. Yetişkin eğitimine ödenek ayrılamadığı için öğretmenler, bu hizmet için herhangi bir ücret almazlardı.

Bu dönemde devrin Milli Eğitim Bakanı (Maarif Vekili) Malatya Darende'li Mustafa Necati, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu Atatürk'ün direktifleriyle çıkartır, eğitimi karma şekle dönüştürür, öğretmenler için kıyafet genelgesi yayınlar. Öğretmen Kıyafetnamesi adlı genelgenin içeriğinde öğretmenler için resmi kıyafet olarak ceket, pantolon, gömlek ve kravat öngörülmektedir. O dönemin Malatya Valisi Nevzat Tandoğan, kıyafet genelgesi doğrultusunda Özel İdare'ye direktif verir ve öğretmenlere kıyafet almaları için birer maaş ikramiye verilmesini sağlar.

O dönemlerde Malatya'da şu anki Milli Eğitim Müdürlüğü binasının yerinde Malatya Lisesi eğitim ve öğretim görmektedir. 1931 yılında, Cumhuriyet öncesi medrese olan bir yapının üzerine kurulan Malatya Lisesi, ortaokul olarak eğitim ve öğretime başlar. Bünyesinde, Milli Eğitim Müdürlüğü görev yapmaktadır. Normal eğitim vardır. Ortaokul ve Lise, üçer yıldır. 1931 yılına kadar tek şube

O dönemlerde ortaokulu bitirenler, genelde memur olurdu. Lise mezunları yedek subay olarak askerlik yaparlardı. Ayrıca belirli bir kurs görerek nahiye müdürü ve kaymakam olurlardı. Malatya Lisesinin ortaokul kısmını bitirenler, Tapu Kadastro okulunda bir yıl okuyup Fen Memuru, lise mezunları ise iki yıl okuyup Tasarruf Memuru (Tapu Memuru) olurlardı. Malatya'da Tapu Kadastro Okulu olması nedeniyle ilimiz, 1926 yılında ilk defa kadastro gören şehir olur.

Malatya Lisesi'nin ortaokul ve lise kısmı öğrencileri 1937 yılında Atatürk'ün Malatya'ya ikinci gelişleri nedeniyle Yüce Önder'i karşılamak için yaya olarak tren istasyonuna götürülürler. Başlarında ünlü edebiyatçı Vasfı Mahir Kocatürk vardır. Atatürk, burada karşılanır ve akşam saat 22.00'de trenle Diyarbakır'a hareket eder.

O dönemlerde de en gözde yabancı dil, Fransızca'dır. O dönemde resmi tatillerde Malatya Lisesi öğrencileri, Kernek Havuzu yanında pikniğe götürüldü. O zamanlar l Mayıs, resmi tatildi.

Malatya Lisesi öğrencileri, 19 Mayıs törenlerine bir asker ciddiyetiyle hazırlanırdı. Bayram töreni, şu anki Ticaret Lisesi'nin bulunduğu boş arsada gerçekleştirilirdi. Törenler sonunda öğrenciler, ödül olarak Tecde'ye ve Gündiizbey'e götürülürdü.

O dönemlerde ilkokul öğrencilerinin kıyafetleri; yerli malı denilen krizet kumaştan siyah önlük, beyaz yaka, siyah ayakkabı idi.

1930'lu yıllarda Malatya'da kız ve erkek öğrenci oranı dengelendi.

O yıllarda sınıf mevcutları 30-40 kişi civarındaydı. Çoğunlukla öğrenciler ikili otururdu Sabahtan öğlene, öğleden ikindiye kadar normal eğitim yapılırdı. İsmet inönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Alman Hükümeti, kendisine son model bir laboratuar hediye eder. O da bunu Malatya Lisesi'ne hediye eder ve kurdurur. Türkiye'de o dönemde bir benzeri daha bulunmayan bu laboratuar nedeniyle çok ünlü kişiler yetişmiş ve yurt hizmetine atılmışlardır.

Malatya Lisesi, 1945 yılında yanar. Bünyesindeki tarihi belgelerle kül olup gider. Bu yangından önce Milli Eğitim Müdürlüğü binası da bir yangınla kül olup gitmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet öncesi ve sonrası Malatya'da eğitimle ilgili bilgiler, emekli öğretmenlerden ve eğitimli yaşlı insanlardan derlenebilmiştir.

Malatya'ya bir dönem damgasını vuran Malatya Lisesi, 1960'lı yılların başında yeni binasına taşınır ve yerini Atatürk Ortaokuluna bırakır. Yeni binasında Turan Emeksiz Lisesi adı altında başlayan bu seçkin lisemiz, 1980'li yılların başında Malatya Lisesi adını almıştır ve bu adla eğitim ve öğretime devam etmektedir.

Malatya'da eğitimden söz ederken Cumhuriyet öncesi Malatya'lı ünlülerin ilk eğitimlerini yapmak içinse Konya'yı, Antakya'yı, Diyarbakır'ı, Mısır'ı ve genelde de İstanbul'u tercih ettiklerini görürüz.

Cumhuriyet döneminde ise Malatya insanı, öğretmen olabilmek için çevre illerdeki öğretmen okullarına gitmiş, buralardan mezun olmuş, yurdun birçok yerinde bu kutsal görevi yerine getirmiştir.

Elimizde en eski belgeyi oluşturan Gazi İlkokulu Öğretmen Sicil Defterini incelediğimizde bu okulumuzda görev yapanların % 90'ının Malatya dışından, özellikle batıdan olduğunu görüyoruz. Malatya insanının kendi ilinde görev yapmaya başlaması, 1950'li yıllara rastlar. Çok nadir de olsa Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü mezunlarının da burada görev aldığına rastlıyoruz.

1940 yılına kadar : i zorluklarla ve sıkıntılarla mücadele ederek gelen ülkemiz, II.Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle bu defa daha sıkıntılı bir döneme girer. Savaşa girilmez ama ülke çapında genel seferberlik ilan edilir. Çeşitli tüketim maddelerinin kullanımı karneye bağlanır. Özellikle şeker, gazyağı ve elbiselik kumaşlara karne uygulaması ödünsüz uygulanır. Her aile resine düzenlenen "Karne" adı verilen belgeler, vatandaşın nüfus cüzdanına "alındı" kaşesi vurularak dağıtılır.

İlimiz de II. Dünya Savaşı'ndan aynı derecede etkilenir. Elektrik tüketimi sınırlıdır. Halk, çıra, gaz lambası ve benzeri aydınlatma araçlarını kullanmaktadır. Halkın en büyük ihtiyacı, gazyağıdır ve o da karneye bağlanmıştır. Bu nedenle yeterince gazyağı bulunmayan evlerin çocukları ve gençleri, eğitim ve öğretimlerini sürdürebilmek için birkaç caddede veya sokakta yanan sokak lambalarının dibinde sabahlara kadar ders çalışmaktadır. 1941 yılından itibaren yapılan tasarruf tedbirleri nedeniyle  Sümerbank Dokuma Fabrikası'nın ürettiği kumaş ve bezler de karneye bağlanır. Bu son kısıtlama, eğitim ve öğretimde de kendisini hissettirir. Veliler, çocuklarına önlük dahi diktiremez hale gelirler. Vatandaşın bu perişan hali, okul yöneticilerini etkiler ve duygulandırır. Kıyafet yönetmeliğini esnetmek zorunda kalırlar. Öğrencilerin çoğu, değişik kıyafetlerle okula gelir. Ancak bir şartla; yırtık ve kirli kıyafete asla izin verilmezdi.

Savaşın ikinci yılında, ekmek de karneye bağlanır. Birçok veli, geçim sıkıntısından çocuğunu okula gönderemez duruma düşer.

1944 yılında II. Dünya Savaşı sona erer. Karne uygulamasına kısım kısım son verilecektir. Malatya halkı, kendisini çok çabuk toplar, tarımsal üretime hız verir ve gıdada uygulanan karne uygulaması kalkar. 1945 yılından itibaren İlimizde karne uygulamasının hemen hemen kalkmış olduğunu görüyoruz. Bu dönemdeki ortaöğretim çağındaki gençlerin belleklerinde karne uygulamasının büyük yer ettiğini, yıllar sonra bile bu uygulamadan acıyla söz ettiklerini görürüz.

1940'lı yılları anarken Akçadağ köy Enstitüsü'nden söz etmemek doğru olmaz. Bu okul, Malatya'nın uzun müddet eğitim ve öğretimine damgasını vurmuştur. Öğretmen yetiştiren bu okuldan mezun olan öğretmenler, kendilerine verilen idealler doğrultusunda gittikleri yere, medeniyeti ve bilimi götürmüşlerdir.

Akçadağ Köy Enstitüsü, Akçadağ İlçemizin Hamidiye kışlası mevkiinde 1940 yılında bu adla açılmış, altı ay sonra yerleşim alanının darlığı nedeniyle istasyona yakın ve enstitü çalışmalarına elverişli üçbin dönümlük bir alana taşınmıştır.

1941 yazında başlayan çalışmalara beşyüz öğrenci, yüz eğitmen ve yirmi öğretmen katılmıştır. Başlangıçta arazideki yollar yapılmış, içme suyu getirilmiş, tarımsal alanlar sulanmaya başlanmıştır.

1942'de öğretmen lojmanları, yatakhaneler, fırın, çamaşırhane, mutfak ve elektrik santrali yapılmış, birbuçuk kilometre ilerdeki Sultansuyu Çay'ından elektrik üretilmiştir.

Enstitüye Malatya, Mardin, Tunceli, Urfa ve Elazığ illerinin öğrencileri kabul edilmekteydi.

İki yıl zarfında sekiz bin meyve fidanı, otuz bin kavak ağacı dikilmiş ve yetiştirilmiştir. Köy Enstitülerinin amacı; okulsuz köyleri en kısa zamanda okula kavuşturmak için, önce eğitmenli okullar açmak, buradan yetişen eğitmenleri Enstitünün dördüncü ve beşinci sınıflarında okutup öğretmen olarak mezun etmekti.

Akçadağ Köy Enstitüsü, diğer Köy Enstitüleri gibi ihtiyacı olan herşeyi, kendi bünyesinde üretmeye başlar ve çevresine de örnek olmaya başlar.

Enstitü'de kız ve erkek öğrenciler, karma eğitim yapardı. Uygulamalarda da birlikte idiler. Ancak kız ve erkek öğrencilerin yatakhanesi ayrıydı.

Akçadağ Köy Enstitüsü; yapı, demircilik ve marangozluk bölümleriyle yöre halkına da hizmet vermeye başlamıştır. Yöredeki köylerin katılımıyla bir üretim ve tüketim kooperatifi kurulur.

Enstitü'nün basımevinde, Akçadağ adlı bir dergi de çıkarılmıştır.

Dört yıllık eğitim sonunda başarılı olanlar mezun edilir, herkes kendi köyüne atanırdı. Okulda dereceye girenler, tekamül kursu için Sivas Öğretmen Okulu'na gönderilirdi.

Kendi köylerine atanan öğretmenlere arazı tahsis edilir, demirbaş olarak branşlara göre sanat aletleri verilirdi. Bunun yanında beslemeleri ve sütünden, yumurtasından faydalanmaları için inek, koyun, tavuk da verilirdi. Arazinin durumuna göre at, eşek gibi taşıyıcı hayvanlar da verildiği olmuştur.

Öğretmenlere, harçlık adı altında yirmi lira maaş verilirdi. Öğretmen, devletin resmi görevlisiydi. Devlete verdikleri taahhütle köylerinde yirmi yıl kalma sözü verirlerdi.

1946 yılından sonra diğer enstitüler gibi Akçadağ Köy Enstitüsü de üreticilik özelliğinden vazgeçmiş, klasik öğretmen okuluna dönüştürülmüştür.

1948 yılında Köy Enstitüleri Kanunu'nda değişiklik yapılır. Öğretmenlerin ellerindeki demirbaşlar alınıp Maliye'ye devredilir.

Öğretmenler doğrudan maaşa geçirilir. Yüzbeş lira maaş bağlanan öğretmenler, çocuk başına beş lira ek ücret alırlar. Çocuk parası, diğer memurlar içinse o sırada on liradır.

1942-1943 öğretim yılında üçüncü sınıfı bitiren erkeklerin sağlık memuru, bayanlarınsa ebe olarak görevlendirildiği de bir gerçektir.

Akçadağ Köy Enstitüsü, yapılan kanun değişikliğiyle klasik ilk Öğretmen Lisesi'ne çevrilir. 1953 yılında öbür enstitüler gibi Öğretmen Lisesi olur.

Malatya'da 1954-1955 öğretim yılına kadar yalnızca lise olarak Malatya Lisesi eğitim ve öğretim vermekteydi. 1960'da klasik lise sayısı ikiye çıkar, 1980'de yirmiye ulaşır. 1997’de okul öncesi eğitim ve öğretim kurumlan dahil tüm öğretim kurumlarının sayısı 1146'ya ulaşmıştır. Merkez nüfusu 400.000 bin olan İlimizde 35 tane özel dershane olduğu göz önüne alınırsa, eğitim ve öğretim yönünden yıllar sonrası kat ettiğimiz mesafe daha iyi görülecektir.

Ancak ilimiz, büyük öğrenci potansiyeliyle yatağına sığmayan bir nehir gibidir. Hızla bu potansiyeli eğitecek yeterli fiziki eğitim öğretim şartlarına kavuşmak zorundayız.